Teröre Karşıyız Demek Yetmez 

Şub 1, 2026 - 15:15
Teröre Karşıyız Demek Yetmez 

Teröre Karşıyız Demek Yetmez 

Merhaba,

“Biz teröre karşıyız.”

Güzel cümle. 

Kulağa da hoş geliyor. 

Ama tek başına bir anlam ifade etmiyor.

Mesele söylenen cümle değil. Aynı anda yapılanlar:

      1. PYD ve SDG için “terör örgütü değil, halk hareketi” deniliyorsa…
      2. Meclis kürsüsünde PKK, PYD, SDG denirken özellikle “terör” kelimesinden özenle kaçınılıyorsa…
      3. Rüzgâr tersine dönünce, kamuoyu baskısı artınca birden “terör örgütüdür” denmeye başlanıyorsa…

Sonra da çıkıp:

“Biz teröre karşıyız.”

deniliyorsa…

      1. Bu duruş değildir.
      2. Bu manevradır.
      3. İlke değildir.
      4. Taktiğin kendisidir.
      5. Samimiyet hiç değildir.
      6. Bu siyasi kamuflajdır.
      7. Bu kaçak güreştir.

Toplum bu tabloyu fark eder. Güven de bu tutarsızlıkla birlikte ortadan kalkar.

Mücadeleye Karşı Çık, Sonucu Eleştir

“Suriye’nin kuzeyinde SDG merkezli bir yapı oluşuyor.”

Doğru.

Peki çözüm ne?

      1. Operasyon olmasın.
      2. Askerî yöntem yanlış.
      3. Türkiye sert davranmasın.

İyi de…

Terör tehdidi nasıl ortadan kalkacak?

Sessizlik.

      1. Plan yok.
      2. Yol haritası yok.
      3. Alternatif yok.

Hem mücadeleye karşı çık…
Hem ortaya çıkan tabloyu eleştir…

Bu muhalefet değildir.

Bu, sorumluluğu başkasının sırtına bırakmaktır.

Büyük Laf, Altı Boş…

Bir de süslü cümleler var:

      1. “Terörsüz Türkiye bir siyasi projedir.”
      2. “Bölgesel gelişmeler iç politika uğruna görmezden geliniyor.”

Büyük laflar.

Ama altı boş.

Çünkü

      1. Veri yok.
      2. Ciddi analiz yok.
      3. Somut dayanak yok.

Siyaset, büyük laf atma sanatı değildir.

Dayanak yoksa ne olur?

      1. Toplum aydınlanmaz.
      2. Toplum bulanır.
      3. Şüphe büyür.
      4. Mücadele değersizleşir.

Aynı Merkezden Çıkmış Gibi

Dışarıda kullanılan dil:

      1. “Operasyon istemiyoruz.”
      2. “Askerî çözüm yanlış.”
      3. “SDG sahadaki aktörümüzdür.”

İçeride duyduğumuz dil:

      1. “Operasyon çözüm değil.”
      2. “Askerî yöntem yanlış.”
      3. “İstikrar bozulur.”

Tesadüf olabilir mi?

Olabilir.

Ama bu kadar örtüşme olunca insan sormadan edemiyor:

Bu söylemin arkasında nasıl bir strateji var?

      1. Bu soru ayıp değildir.
      2. Bu soru düşmanlık değildir.
      3. Bu soru vatandaşlık refleksidir.

Resneli Niyazi ve Eski Bir Siyasi Akıl

Tarih bazen bugüne not düşer.

1908…

Osmanlı, Balkan isyanlarıyla boğuşuyor.

Devlet, düzen sağlansın diye subaylar gönderiyor.

O subayların komutanı: Resneli Niyazi. 

Görevi net:

      1. Devlet adına isyanları bastırmak.
      2. Devletin otoritesini korumak.

Ama ne yapmış?

Gider…
İsyancıların safına geçmiş.

Niye?

      1. Abdülhamid zayıf görünsün diye.
      2. Devlet çöksün diye.
      3. İktidar, İttihat ve Terakki’ye geçsin diye.

Yani ne oludu?

      1. Devletin güvenliği, bir siyasi yatırım aracına dönüşmüş.
      2. Devletin zayıflaması, bir “fırsat” olarak görülümüş. 

İşte buna Jön Türk siyaseti denir.

“Önce devlet sarsılsın…
sonra biz geliriz.”

Sonuç ne oluyor?

      1. Ordu siyasete bulaşımış 
      2. Devlet otoritesi dağılmış.
      3. Kriz derinleşmiş
      4. İmparatorluk çözülme sürecine girmiş.

Bedeli kim ödemiş?

Millet.

Kimseyi birebir Resneli Niyazi ile özdeşleştirmek mümkün değildir.

Ancak terörle mücadeleye mesafeli durup ,

somut çözüm üretmeyen yaklaşımlar,

tarihte devlet güvenliğinin,

 siyasi hesaplara göre,

 geri plana itildiği dönemleri hatırlatıyor.

Mesele kişiler değil, bu yaklaşımın üretebileceği sonuçlardır.

Bugün Tanıdık Bir Dil

Bugün de benzer bir dil var:

Terörle mücadeleye mesafe koyan…
Devletin her operasyonunu tartışmaya açan…

Devletin güvenlik politikalarını sürekli olarak tartışmalı ve etkisiz gösteren


Ama her konuşmanın sonuna şunu ekleyen:

“Biz teröre karşıyız.”

      1. Bu denklem tutmaz.
      2. Bu, siyaseten kurnazlık olabilir.
      3. Ama devlet aklı değildir.

DEM Net, Diğerleri Muğlak

DEM ne diyor?

      1. “SDG meşru.”
      2. “ SDG, PYD Kürtlerin temsilcisidir.”

Açık.

Net.

Katılırsın, katılmazsın.

Ama nerede durduklarını bilirsin.

Sorun nerede?

Bu çizgide olmadığını söyleyen ama pratikte aynı dili kullananlarda.

Üç İhtimal Var

Bu tablo üç şekilde açıklanabilir:

      1. Bilinçli bir muğlaklık,
      2. Herkese ayrı mesaj verme çabası,
      3. Ciddi bir siyasi savrulma.

Hangisi olursa olsun sonuç değişmez:

Üçü de tehlikeli

Son Söz

Terörle mücadele:

      1. Seçim kampanyası değildir.
      2. Günlük polemik malzemesi değildir.
      3. Siyasi manevra alanı değildir.
      4. Bu mesele, terörsüz Türkiye hedefi üzerinden devletin ayakta kalma meselesidir.
      5. Resneli Niyazi’nin hikâyesi kitaplarda duruyor.

Ders almak isteyene…

İsimler değişir.
Partiler değişir.
Yüzyıllar geçer.

Ama teröristlerin kuralı değişmez:

Devlet zayıflarsa,
kimse kazanmaz.

Ne iktidar…
Ne muhalefet…
Ne de bu ülkenin insanları.

Selam ve saygılarımla