Batı’ya Benzemekle Güçlü Olunmuyor

Oca 14, 2026 - 21:45
Batı’ya Benzemekle Güçlü Olunmuyor

Yıllar boyunca Müslüman ülkeler birbirinden ayrışarak yüzünü Batı’ya döndü. Her biri kendi değerlerini, tarihsel hafızasını ve medeniyet iddiasını bir kenara bırakarak “Batılı olma” arayışına girdi. Oysa Avrupa’yı sokak sokak gezen herkes şunu açıkça görür: Avrupa’da modernlik çıplaklık değildir. Disiplindir, sistemdir, hukuktur, üretimdir. Ne var ki biz Batı’nın çağdaşlığını yanlış okuduk; modernliği ahlaki çözülme sanarak kendi köklerimizden daha da uzaklaştık.

Müslüman ülkeler Kur’an’dan uzaklaştıkça insanlığını unuttu, Kur’an’a yaklaştıkça da içindeki kavramlar istismar edildi. Cihat, gerçek anlamından koparıldı; ahlaki, fikrî ve toplumsal mücadele olmaktan çıkarılıp kılıçla kelle alma görüntülerine indirgenerek dünyaya servis edildi. İşte bu yanlış okumalar ve yanlış stratejiler, bugün “İslamofobi” denilen kavramı küresel bir propaganda aracına dönüştürdü.

Bugün Avrupa ciddi bir güç kaybı yaşıyor. Amerika, “ne olursa olsun Grönland’ı alırım” diyebiliyor; Venezuela’nın devlet başkanını yatağından aldırabiliyor; Orta Doğu politikalarından zerre geri adım atmıyor. Avrupa ise bu hoyratlığı kınamaya bile cesaret edemiyor. Çünkü basit bir kınama, vergi yaptırımlarıyla, ekonomik baskılarla hatta doğrudan hedef alınmakla sonuçlanabiliyor. Avrupa iç kırılmalar yaşayacaktır, bundan şüphe yok; ancak Orta Doğu ve İslam ülkeleri bu kırılmaları sadece uzaktan izleyip “keşke” demekle yetinecek gibi görünüyor.

Gazze’de öldürülen insan sayısı seksen bine dayanmış durumda. Suriye’nin yıllarca nasıl bir bedel ödediği ortada. Irak’ın nasıl yok edildiğini dünya izledi. Bugün ise İran, dışarıdan desteklenen ve içeriden sızdırılan unsurlar aracılığıyla ciddi biçimde karıştırılıyor. Amerika bir yandan destek veren ülkeleri vergi yaptırımlarıyla tehdit ederken, diğer yandan “arkanızdayız” mesajını vermeyi sürdürüyor. Bu, klasik bir sopa–havuç siyaseti.

Bazı çevreler “İran’dan sonra sıranın Türkiye’de olduğu” görüşünde. Buna katılmıyorum. Çünkü Türkiye zaten uzun zamandır hedefteydi. Gezi Parkı olayları dış destekli değil miydi? 15 Temmuz hain darbe girişimi dış bağlantılar olmadan mümkün olabilir miydi? Rahip kılığında, âlim maskesiyle Türkiye’nin huzuruna kasteden mihrakları unuttuk mu?

Dünya Müslümanları bugün adeta kurbanlık koyun gibi sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Ne yazık ki gerçek bir uyanış hâlâ gerçekleşmedi. Avrupa; Avrupa Birliği ve NATO gibi güçlü yapılarla ayakta dururken, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kısık sesli yapıların bu güce karşılık veremediği defalarca test edildi.

Avrupa’ya giden herkes bilir: Avrupa’da bir ülkeden diğerine geçerken vize diye bir engel yoktur. Ama Orta Doğu’da kurulan dengeler, halkları kendi sınırları içine hapsetmiştir. Burada “sınırları kaldıralım” demiyorum; sınırların kendiliğinden anlamını yitireceği bir güçten bahsediyorum. Hiçbir ülkenin diğerine tehdit oluşturmadığı, caydırıcılığı olan bir birlikten söz ediyorum.

Bugün İran, yarın başkası… Belki de sırayla hepsi. Ya kendi ipimizi kendimiz keseceğiz ya da celladın elindeki kılıcı alıp “artık biriz ve birlikteyiz” demeyi öğreneceğiz. Bu zor mu? Evet, çok zor. Avrupa’nın oyunları, tuzakları, yaltakçıları ve satılmışları buna engel olmak için her yolu deneyecektir. Ama buna rağmen bir olmayı düşünmek, hatta buna mecbur kalmak zorundayız.

Amerika bugün herkesi vergi yaptırımlarıyla terbiye ediyor. O hâlde bize düşen, bu yaptırımlardan etkilenmeyecek bir güce ulaşmaktır. Yüzümüzü Batı’ya çevirmek de çözüm değil, Çin’e ya da Rusya’ya yaslanmak da. Asıl hedef; bu ülkelerin bize mecbur kalacağı bir gücü inşa etmektir. Aparat olmak değil, kendine ve çevresine yeten bir merkez olmaktır.

Bugün Amerika, yarın Çin…
Bugün dolar, yarın yuan…

Değişen sadece isimler. Sistem aynı.

Çok uzak değil; 2027, dünya dengelerinin açıkça değiştiği, paranın el değiştirdiği, liderlerin daha sert ve daha farklı yöntemlere başvurduğu yeni bir dönemin kapısını aralayacak. Asıl soru şu: Biz o gün nerede duracağız? Ne yapmış olacağız? Kimi, ne kadar vazgeçirebilen bir güce sahip olacağız?

Ya süper güç olma iradesiyle adım atacağız…
Ya da süper güçlerin dişleri arasında çiğnenmeye devam edeceğiz.