İktidar Değişimi Yetmez: Tarihin Israrla Sorduğu Soru

Şub 7, 2026 - 21:43
Şub 7, 2026 - 21:50
İktidar Değişimi Yetmez: Tarihin Israrla Sorduğu Soru

İktidar Değişimi Yetmez: Tarihin Israrla Sorduğu Soru

Merhaba.

Tarih bazen bağırmaz.
Ama dikkatle dinleyene çok şey söyler. 

Bugün de iktidar değişiminin konuşulduğu,
“Peki sonra ne olacak?” sorusunun ise yeterince sorulmadığı bir eşikteyiz.

İttihat ve Terakki’nin kör noktası

Jön Türkler ve İttihat Terakki Cemiyeti,
bütün enerjisini iktidarın değişmesine harcadı.

Abdülhamid gitsin.
Yeter ki gitsin, ısrarı

Ama kritik soru hep ötelenmişti:
“Gittikten sonra devlet nasıl yönetilecek?”

Bu soruya güçlü, sürdürülebilir bir cevap verilemedi.

İttihat ve Terakki iktidara geldi.
Ancak devleti yalnızca dokuz yıl yönetebildi.

Sonrası: 

İttihat ve Terakki liderleri, dönemin küresel güç mücadeleleri içinde destek gördü, güç dengeleri değiştiğinde  saf dışı bırakıldılar.

Yani mesele sadece içeride yapılan hatalar değildi.
Dış dengeleri doğru okuyamamanın bedeli de ağır oldu.

Resneli Niyazi’nin kırılma noktası

Resneli Niyazi, Osmanlı ordusunda görevli bir paşaydı.

devletin verdiği yetkiyle,
devletin verdiği orduyla,
devlete karşı silahlı isyanı bastırmak için gönderilmiş.

Ancak Resneli Niyazi, bu görevi başka bir hesapla kullanmış; 

isyancıların safına geçmiş.

Niye?
Abdülhamid başarısız görünsün.
İktidar, İttihat Terakki’ye geçsin. 

Devletin zayıflaması,
“katlanılabilir bir bedel” olarak görüldü.

Bu tercih,
Jön Türkler ve İttihat Terakki tarafından alkışlandı.

Sonrası için net bir yol haritası var mıydı?
Yoktu.

Çerkez Ethem meselesi neden hatırlatılır?  

Çerkez Ethem ( Millî mücadele döneminde merkezî otoriteyle çatışmaya giren isim)

Çerkez Ethem, devleti nasıl yöneteceğim demeden merkezî otoriteyle çatıştı. 

Ancak Mustafa Kemal güçlü idi ve kararlıydı.
Sonuç değişmedi.

Ama zihniyet tartışması tarihe not düştü.

Bugüne dönelim

Yakın tarihte de benzer bir tabloyu görmüştük.

2023 seçim sürecinde, 6’lı masa etrafında güçlü bir iktidar değişimi beklentisi vardı;
ancak iktidardan sonra devletin nasıl yönetileceği konusunda,
toplumun geniş kesimlerini ikna eden bir çerçeve belirlenmemiş

Bugün de bir iktidar değişimi fikri etrafında ciddi bir beklenti oluşturuluyor.
Ancak “Terörsüz Türkiye” gibi projelere
ne açık bir destek veriliyor
ne de yapıcı bir çözüm önerisi sunuluyor.

Hatta zaman zaman, terör sorununun varlığı dahi tartışmaya açılıyor.

Küresel dengeler ve bugünün örneği

Benzer bir yalnızlaştıma  işlevini yitirme sürecini,
bugün PKK, YPG ve SDG terr örgütleri gibi yapılar üzerinden de okumak mümkün.

Bu yapılara, bir dönem küresel güçler destek verdi.
Ancak sahadaki ve diplomasideki şartlar değiştikçe,
terör örgütleri yalnızlaştırıldı.  

Küresel güçlerin dünyasında kural nettir: İşe yaradığın sürece varsındır.

O halde ya sonrası?

Asıl soru burada duruyor: 

      • İktidar değiştikten sonra devlet nasıl yönetilecek?
      • Terörle mücadele hangi yöntemle sürdürülecek?
      • PKK, PYD, SDG terör örgütleri gibi yapılarla ilgili tutum ne olacak?
      • Güvenlik politikası hangi ilkelere dayanacak?
      • Devlet kurumları nasıl işleyecek?
      • Ekonomi nasıl yönetilecek?

Bu soruların net cevapları henüz ortada değil.
Somut adımlar yok.
Net bir çerçeve yok.
Devlet aklına dair ikna edici bir hazırlık görünmüyor.

Tarihin uyarısı

Bu tablo,
insanı ister istemez
Resneli Niyazi dönemine götürüyor.

Bugünkü bazı tutumlar ile
o günkü refleksler arasında
ürkütücü bir benzerlik hissi oluşuyor.

Bu benzerlik, sonuçlardan çok;
iktidar değişimini önceleyen,
devletin temel meselelerini ise sonra düşünmeye bırakan
bir zihniyette kendini gösteriyor.

Bu bir suçlama değil.
Kimseyi suçlamıyoruz.
Ama bu bir tarihsel hatırlatma.

Son söz

İktidar gider.
Sandık kurulur.
Heyecan biter.

Geriye tek soru kalır:
“Peki sonra ne olacak?”

Bu soruya cevabı olmayanlar sandığı kazanabilir;
ama devleti yönetemez. 

Bu yüzden iktidara talip olanlar,

      • eleştirmekle yetinemez.  
      • Nasıl yöneteceklerini,
      • hangi planla ve hangi önceliklerle hareket edeceklerini
      • topluma açık ve ikna edici biçimde ortaya koymak zorundadır.

Aksi hâlde hüküm sandıkta değil, 
tarihin terazisinde verilir.

Selam ve saygılarımla