Ne oldu Bize?
Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.
NE OLDU BİZE?
Son yıllarda ülkemizde içimizi acıtan şiddet olaylarını üzülerek duyuyoruz.
"Öfke; engellenme ya da tehdit karşısında ortaya çıkan doğal bir duygudur. Ancak kontrol edilemediğinde fiziksel şiddete, saldırganlığa ve yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Şiddet ise kasıtlı olarak zarar vermeye yönelik güç kullanımıdır ve açık bir hak ihlalidir."(1)
“Ne oldu bize?” diye sormadan edemiyoruz.
Gerçek şu ki, bugün şiddet uygulayan bireyler de bir zamanlar masum çocuklardı. Peki, insan gelişim sürecinde ne oluyor da bir başkasının hayatına kastedecek noktaya gelebiliyor?
Araştırmalar, yaşamın ilk yıllarının kişilik gelişiminde belirleyici olduğunu göstermektedir. Özellikle “Doğumdan beş yaşına kadar geçen süreçte çocuklar; sevgiyi, öfkeyi, sınır koymayı ve empatiyi büyük ölçüde ailelerinden öğrenir.( 2) Bu nedenle aile ortamı, bireyin gelecekteki davranışlarının temelini oluşturur.
Aile ortamının dışında bireyler, hayatının yaklaşık 13 yılını okulda geçirir. Bu süreç yalnızca akademik bilgi kazanımı değil; aynı zamanda davranış, değer ve kişilik gelişimi açısından da belirleyicidir.
Eğitim sistemi bireye disiplin, empati ve toplumsal sorumluluk kazandırmayı hedefler. Ancak gelinen noktada, artan eğitim düzeyi ve gelişmişlik göstergelerine rağmen şiddet olaylarının azalmadığı görülmektedir. Bu durum, bilginin artmasının tek başına davranış dönüşümünü sağlamadığını ortaya koymaktadır. Şiddet, kimi zaman en ilkel haliyle varlığını sürdürmekte; eğitim ise bu davranışı dönüştürmekte yeterince etkili olamamaktadır. Bu nedenle eğitim yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda değer ve duygu yönetimi kazandıran bir yapıya dönüşmelidir.
Öte yandan, teknolojiyle tanışma yaşı giderek düşmektedir. Denetimsiz ve yoğun medya kullanımı, çocukların şiddet içeriklerine erken yaşta maruz kalmasına neden olabilmektedir. Evler artık fiziksel olarak güvenli olsa da dijital içerikler yoluyla farklı riskler barındırabilmektedir. Duyarsızlaşma (kanıksama) kuramına göre, sürekli şiddet içeren içeriklere maruz kalan bireyler zamanla bu görüntülere alışır ve tepki verme duyarlılığı azalır. Bu durum, şiddetin sıradan ve kabul edilebilir bir olgu gibi algılanmasına zemin hazırlar.(2)
“Sosyal öğrenme kuramıyla tanınan psikolog Albert Bandura, bireylerin davranışları gözlem yoluyla öğrendiğini vurgular. Bu bağlamda:
Medya, agresif davranışların öğrenilmesini kolaylaştırabilir,
Şiddeti sınırlayan içsel mekanizmaları zayıflatabilir,
Sürekli maruz kalma, şiddetin normalleşmesine neden olabilir,
Gerçek ile kurgu arasındaki ayrımın bulanıklaşmasına yol açabilir.”(3)
Şiddet olaylarını yalnızca bireysel bir sorun olarak görmek eksik bir yaklaşımdır. Bu durumun aynı zamanda toplumsal, kültürel ve psikolojik boyutları vardır.
Toplumun genel ruh hali, değerler sistemi ve iletişim biçimleri bu süreci doğrudan etkiler.
Bu nedenle çözüm de çok yönlü olmalıdır.
Aile içinde sağlıklı iletişim güçlendirilmeli, çocuklara duygu yönetimi ve empati becerileri kazandırılmalıdır. Dijital içerik kullanımı bilinçli şekilde sınırlandırılmalı, alternatif sosyal ve kültürel faaliyetler teşvik edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki, gençler bir toplumun geleceğidir. Onların sağlıklı bireyler olarak yetişmesi, sadece ailelerin değil tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Şiddeti önlemek, öfkeyi doğru yönetmeyi öğrenmekle başlar.
Sevgiyi büyüten, öfkeyi yöneten bir bilinç. Allah için seven Allah için buğz eden ilkesel bakış.
Hem bireyi hem toplumu koruyan en güçlü temeldir.
Selam ve saygılarımla.
(1) AL BAKIŞ
(2) Dilmaç, B., & Ulusoy, K. (2016). Değerler eğitimi (4. Baskı). Pegem Akademi.
(3) Çoban, S. (2022). Medya ve müziğin suç ve suçluluğa etkisi. Adli Bilimler ve Suç Araştırmaları Dergisi, 4(1), 49–63.
(4) Artuk, M. E., & Alşahin, M. E. (2018). Ceza hukuku genel hükümler (s. 358–359). Adalet Yayınevi