Sorumlu Sendikacılık, Demokrasi ve Madencinin Hakkı
Çalışma hayatı bakımından sıcak bir haftadan geçiyoruz. Bir yanda yaklaşan 1 Mayıs, diğer yanda madencilerin süregelen hak arayışı.
Doruk Madencilik’te yaşananlar aslında yeni değil. 2 Eylül 2023’te, geçmişe dönük haklarını alamayan işçiler vardiya saatinde yer altına inerek kendilerini madene kapatmıştı. 170 işçi yer altında iken aileleri de üstte destek vermişti.
Türkiye Maden-İş Sendikası o dönem ödenmeyen kıdem tazminatları, uygulanmayan toplu iş sözleşmesi, yıllara yayılan alacaklar, kesildiği hâlde yatırılmayan bireysel emeklilik payları ve geriye dönük ücret kayıpları… gibi sorunların olduğu bilgisini kamuoyuna anlatmıştı.
Hatta Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Maden İş’in yöneticileri ve basın mensupları yerin yüzlerce metre altına inmiş ve madencilerin sesini dile getirmişlerdi. Sendikanın mücadelesi ve Enerji ile Çalışma bakanlıklarının devreye girmesiyle bu sorunların bir kısmı çözüme kavuşmuştu.
Ancak aradan geçen sürede sorunlar yeniden baş gösterdi. İşveren aylardır işçilerin ücretlerini ödemiyor ve üretim ise durmuş durumda.
Önce şunu söyleyelim: Maden işçiliği, bu ülkenin en ağır ve en kıymetli mesleklerinden biridir.
Yerin altında kazanılan her lokma, gerçek anlamda alın teridir. Bu yüzden madencinin hakkı, yalnızca ekonomik bir talep değil; aynı zamanda ahlaki bir meseledir.
Alın terinin karşılığını istemek en temel ve en meşru haktır. Buna karşılık işverenin tutumu, hem hukuk hem de vicdan açısından sorunludur. Ücretin ödenmemesi, idari bir eksiklik olmakla beraber esasında açık bir hukuk ihlalidir.
İşçi–işveren ilişkisinin de asgari güven zeminini ortadan kaldırmaktadır.
Buraya kadar tablo net: İşçi haklıdır. Hem devlet hem de toplum emeğin yanındadır.
Ancak üzerinde durulması gerekenler de var.
Haklı bir talebin nasıl dile getirildiği, en az talebin kendisi kadar belirleyicidir. Çünkü haklılık, doğru yöntemle birleştiğinde sonuç üretir. Aksi hâlde zamanla etkisini kaybeder.
Türkiye’nin yakın tarihi, işçi eylemleri açısından hem doğru yöntemlerin kazandırdığına hem de yanlış tercihlerle kaybedilen fırsatlara dair pek çok örnekle doludur.
Kontrolsüz, hedefi belirsiz ve “eylem için eylem” anlayışıyla yürütülen süreçler güç üretmez; mevcut gücü de dağıtır. Kısa vadede görünürlük sağlayabilir ama uzun vadede meşruiyeti aşındırır.
Haklı talebin de çözümsüz kalmasını sağlar!
Oysa hukuk içinde, hak ve adalet eksenli yürütülen eylemler farklı bir sonuç doğurur. Demokratik düzeni güçlendirir, toplumsal desteği büyütür ve çözüm kanallarını açık tutar.
Bu çerçevede üç husus özellikle önemlidir:
- Meşruiyet: İş güvencesi, ücret ve çalışma hakkı gibi talepler toplum nezdinde en güçlü konulardır.
- Sonuç odaklılık: Amaç, işçinin somut kazanım elde etmesidir.
- Sınır ve denge: Sonuç alındığında durmayı bilmek gerekir.
İşçi eylemlerinde en kolay olanı, önüne gelene atıp tutmak, soyut şeyler söylemek ve hükümeti dilediğin gibi eleştirmektedir.
Ancak asıl maharet ise sorumlu sendikacılık ve akıllı liderliktir.
Gerçekçi taleplerle masaya oturmak, üyeye kazanım sağlamak ve süreci doğru yönetmek her zaman esas olmalıdır. Yoksa sendikal faaliyet çözüm üretmek yerine gösteriye dönüşür; sonuç alınamadığı gibi de marjinalleşir.
Bu gibi konularda cesur olmak gerektiğini düşünüyorum: Bağımsız Maden-İş’in sahadaki tutumu, bu çerçevenin dışında bir yönelim gösteriyor.
Bu yapının, emekçinin haklı zemini kendi siyasi ajandalarına alan açmak için kullanmaya çalıştığı belli. Süreci yönlendirme çabası da demokratik çizgiden uzaklaştırıyor.
Özellikle işçiler ile polislerimizi karşı karşıya getiren görüntüler, haklı bir mücadelenin toplumsal desteğini de zayıflatıyor. Hele hele açlık grevi gibi eylemlerle süreci dramatize etme görüntüleri çözümsüzlüğü teşvik ediyor.
Hem işçiyi perişan ediyorlar hem de bu tür eylemlerle bir karamsarlık iklimi yaratıyorlar.
Özellikle işçi arkadaşlarımın demokratik zeminden uzaklaşan bu tür tutumlara karşı uyanık olması lazım!
Bunun yanı sıra kamu kurumları süreci yakından takip ediyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı doğrudan devrede. Yapılan ödemeler ve bu hafta için planlanan yeni adımlar, çözüm iradesinin varlığını gösteriyor.
Bununla beraber Enerji alanında genel bir disiplinin benimsendiği de görülmektedir. Nitekim Soma’da, sağlanan teşviklere rağmen üretimi düşüren işverene verilen 50 milyon liralık ceza bu yaklaşımın somut göstergelerinden biri.
Ocakta yetkili sendika olan Türkiye Maden-İş’in, sorumlu sendikacılık anlayışıyla üyeyi korumaya ve somut kazanım üretmeye odaklanan çizgisi ise bu süreçte daha sağlıklı bir yol sunmaktadır.
1 Mayıs’a günler kala emekçilerin ve sendikaların en önemli gündemi ekmek teknesini korumak olmalı. Daha somut bir ifade ile iş güvencesi şu an çalışma hayatımızın en önemli gündemidir.
Türkiye’nin ihtiyacı da budur: Üretimi ayakta tutan, işçisini koruyan; emeği ve sanayiciyi karşı karşıya getirmeden aynı zeminde buluşturan bir denge.