Yuhalama, Şikâyet ve Siyasetin Tehlikeli Dili
Yuhalama, Şikâyet ve Siyasetin Tehlikeli Dili
Brüksel, 18 Aralık 2025.
Avrupa Sosyalist Partisi’nin (PES) liderler buluşması ya da ona bağlı bir etkinlik…
CHP’nin katıldığı bir organizasyon…
Ve sosyal medyaya düşen bazı görüntüler…
Videolarda ne var?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik yuhalama benzeri tepkiler.
Burada ilk durak şart.
Bu görüntüler veya söylemler bağımsız ve güvenilir haber ajanslarınca teyit edilmiş mi?
Hayır.
Ortada ne var?
Kısa, bağlamı belirsiz, kesilmiş klipler…
Sosyal medyada dolaşıma sokulmuş politik videolar…
Peki CHP’den bu iddialara dair açık, net ve resmî bir açıklama geldi mi?
O da yok.
Ama asıl mesele tam olarak burada başlıyor.
Çünkü şu ayrımı yapmak zorundayız:
- Bir parti genel başkanının yuhalanması başka bir şeydir.
- Bir ülkenin Cumhurbaşkanının yuhalanması ise bambaşka bir şey.
Ama ne yapılıyor?
- “Yuhalama” dedikodularına derin bir sessizlik…
- Üç maymun modu…
- Konu kapansın, üstü örtülsün, mesele buhar olsun isteniyor.
Oysa bu iş, dedikoduyla geçiştirilecek kadar küçük bir iş değildir.
Birincisi partiyi bağlar.
İkincisi devleti ve milleti.
Cumhurbaşkanlığı makamı kişisel bir koltuk değildir.
O makamda oturan kişi, siyasi görüşünden bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eder.
Bu temsil kabiliyeti keyfî değildir; anayasal ve tarihsel bir sorumluluktur.
Dolayısıyla iddialar doğruysa - ki CHP bunu yalanlama ihtiyacı dahi duymamıştır -
“Bizim etkinliğimizde böyle bir tutum kabul edilemez” denmemesi,
Mesafeli ve ilkesel bir duruş sergilenmemesi,
Basit bir iletişim eksikliği değildir veya hafife alınacak bir ihmalkârlık değildir, siyasal sorumluluk açısından ciddi bir boşluktur.
Ve bu boşluk, “birlik ve beraberlik” söylemleriyle geçiştirilemez.
Gelelim meselenin ikinci boyutuna…
Özgür Özel’in Mart - Nisan 2025 döneminde,
İngiltere Başbakanı Keir Starmer’i ve İşçi Partisi’ni,
Türkiye’deki gelişmelere “sessiz kalmakla” eleştirdiği açıklamalar…
BBC’ye verilen demeçler…
İngiliz basınına yapılan açıklamalar…
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi ihlalleri vurgusu…
Burada kritik bir eşik var.
Eğer bu eleştiriler,
- Genel ve ilkesel bir demokrasi çerçevesinde,
- İsim vermeden, hedef göstermeden yapılsaydı;
- Buna “uluslararası siyasi değerlendirme” denebilirdi.
Ama doğrudan Türkiye’yi,
Doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı,
Avrupa’ya ve İngiltere’ye şikâyet eden bir dile evrildiğinde,
Bu artık sadece eleştiri olmaktan çıkar.
Çünkü Türkiye’yi dışarıya şikâyet etmek, bu ülkede masum bir siyasi refleks değildir.
Bu toprakların hafızası vardır.
“Batı devreye girsin” beklentisiyle kurulan her cümle,
Geçmişte ağır bedeller ödetmiş söylemleri çağrıştırır.
Kimse darbe çağrısı yapıldığını söylemiyor.
Ama şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Dış aktörleri Türkiye’nin iç siyasetine adres gösteren her dil,
Toplumsal hafızada kötü izler bırakır.
Ve gelelim en problemli noktaya…
Özgür Özel’in,
ABD tarafından tutuklanan Maduro’nun fotoğrafını göstererek
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a söylediği şu cümleye:
“Bu fotoğrafa iyi bak.” () iddiası
- Bu ifade sıradan mıdır?
- Masum bir benzetme midir?
- Yoksa siyasette son derece ağır bir imayı mı barındırır?
Bu soruya kesin hükümle cevap veremeyiz.
Ama şunu net söyleyebiliriz:
Siyasette imalar, çoğu zaman açık cümlelerden daha serttir.
“Bu fotoğrafa iyi bak” demek,
Siyasi literatürde nötr bir metafor değildir.
Bu ifade, ister istemez “sonu böyle olur” çağrışımı üretir.
- Kimi bunu tehdit dili olarak okur,
- Kimi ABD’ye verilmiş bir mesaj olarak algılar.
Algıların bu kadar açık olduğu bir yerde,
“Ben öyle demek istemedim” demek siyaseten yeterli değildir.
Şimdi tabloyu yan yana koyalım:
- Brüksel’deki yuhalama iddialarına açık bir mesafe yok.
- Türkiye, Avrupa kamuoyuna şikâyet ediliyor.
- ABD’nin tutukladığı bir liderin fotoğrafı üzerinden imalı mesajlar veriliyor.
Bu tablo neyi çağrıştırıyor?
Gerilimi tırmandıran bir dili…
Dış müdahale beklentisi algısını…
Ve diplomatik açıdan son derece sorunlu bir siyasal hattı…
- Bu, Erdoğan’a mesafeli durma çağrısı mı?
- Yoksa Batı’ya “devreye girin” mesajı mı?
Siyaset elbette sert olabilir.
Muhalefet elbette eleştirir.
Ama eleştiri ile ülkeyi dışarıya şikâyet etmek,
Muhalefet yapmakla devletin temsil makamını hedef almak
Aynı şey değildir.
İşte düğüm tam da burada atılıyor.
Sertlik başka bir şeydir.
Sorumluluk başka.
Ve her sert cümle,
Siyaseten söylenebilir olsa bile,
Devlet aklı açısından her zaman doğru değildir.
Selam ve saygılarımla.