TALİHSİZLİK
Türkiye’nin en büyük talihsizliklerinden biri şudur: Liderler iktidardan önce başka, iktidardan sonra bambaşka konuşurlar.
İktidara gelmeden önce vatandaşa Seçim Kanunu’nu değiştireceklerini, milletvekili transferlerini ortadan kaldıracaklarını söylerler. Ancak iktidara geldiklerinde bu vaatler unutulur.
İşte vatandaşın şanssızlığı tam da burada başlar.
AK Parti, milletvekili transfer mevsimini resmen açtı. Önceki gün biri CHP’den, ikisi DEVA ve Gelecek Partisi’nden olmak üzere üç milletvekilinin yakasına parti rozetini, grup toplantısında, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan taktı.
CHP’den katılan milletvekilinin sergilediği coşkulu tavırlar, AK Partilileri bile gülümsetti.
Ne diyelim… Türkiye’de iktidar partileri, ihtiyaç duyduklarında transfer edecek milletvekili bulmakta hiçbir zaman zorlanmazlar.
Bir dönem “fırıldak” lakabıyla anılan bir milletvekili vardı. Koalisyonlar dönemiydi ve kısa aralıklarla birkaç parti değiştirmişti. Kırşehir’den her seçimde seçilebilen, aynı zamanda kurucusu olduğu Millet Partisi’nden birkaç kişiyi Meclis’e sokmayı başaran Osman Bölükbaşı’nın, “Benim göğsüm Karacaahmet Mezarlığı gibidir” dediği anlatılır.
Siyasetin içinden bir dostum, bu sözün asıl hikâyesini hatırlattı. Osman Bölükbaşı ile Süleyman Demirel transfercilerden şikâyet ederken, Demirel bu cümleyi kendisi için kullandığında, Bölükbaşı onu şu sözlerle düzeltmiş:
“Seninkine olsa olsa köy mezarlığı denir; Karacaahmet gibi olan benim göğsüm.”
Bölükbaşı rahmetli, seçtirdiği milletvekillerinin kaçışını önlemek için her adaydan, partiden ayrılması hâlinde eşinin boş düşeceğine dair noter tasdikli taahhütname almıştı. Ancak o belgeler bile işe yaramamıştı.
Bugün gelinen noktada, İYİ Parti ile DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi’nden oluşan “Yeni Yol”un grup kurma sayısını kaybedebileceği konuşuluyor.
DEVA ve Gelecek Partisi liderleri, parti kurma aşamasında, kendilerini kolayca terk edebilecek isimlerden özellikle uzak durmaya çalışmışlardı. Hatta liderlerden birinin, kurucu arayışı döneminde kendisine önerilen itibarlı bir isim için “İhanet etmez değil mi?” diye sorduğuna bizzat tanık oldum.
Buna rağmen, kurucularından istifa edenler olduğu gibi, CHP listelerinden aday gösterilerek Meclis’e giren bazı milletvekilleri de şimdi bu partilerden ayrılıyor.
Bugün iktidar cephesinin milletvekili sayısı, yalnızca olası bir erken seçim için değil, bu dönem geçirilmesi planlanan anayasa değişikliği için de yeterli değil.
Meclis 600 sandalyeden oluşuyor; ancak şu an fiilen 592 milletvekili var. Cumhur İttifakı’nın, AK Parti, MHP, HÜDA PAR ve DSP ile birlikte, son transferlerin ardından Meclis’te 328 milletvekili bulunuyor.
Referanduma götürülebilecek bir anayasa değişikliği için 360, Meclis’ten doğrudan geçirmek için ise 400 milletvekilinin oyu gerekiyor.
Devlet Bahçeli’nin başlattığı “Terörsüz Türkiye süreci” beklenen sonucu verirse, 56 milletvekili bulunan DEM Parti’nin de Cumhur İttifakı ile birlikte hareket etmesi ve toplam sayının 384’e ulaşması ihtimal dahilinde.
Görüldüğü gibi, transfer meselesi son derece ince bir matematik hesabına dayanıyor. Üstelik gizli oylamalarda, çeşitli gerekçelerle cepheden fire verilmesi ihtimali de mutlaka hesaba katılmak zorunda.
Bu tabloya bakılırsa, transfer mevsiminin henüz yeni başladığı söylenebilir.
Geçmişte de benzer dönemlerde, hem sağ hem sol partiler, iktidar için sayıları yetmediğinde açığı transferlerle kapatmayı denemişti.
Bunun en meşhur örneği, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in 1977’de Güneş Motel’de 12 Adalet Partisi milletvekiliyle yaptığı görüşmeler sonucunda yaşanan süreçtir. Bu hamleyle Süleyman Demirel’in kurduğu hükümetin Meclis’ten güvenoyu alması engellenmişti.
İstifa eden Adalet Partili 10 milletvekiline birer bakanlık verildi. Ancak bu şekilde kurulan Ecevit hükümetinin ömrü iki yılı bile bulmadı (5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979). O hükümette yer alan eski Adalet Partili iki bakan, daha sonra yolsuzluk ve nüfuz ticareti iddialarıyla Yüce Divan’da yargılanarak ceza aldılar.
Bugün transfer masasının yeniden kurulmasını, yalnızca varsayımlar üzerinden anlamakta zorlanıyorum.
Milletvekili sayısını artırma gerekçesi olarak erken seçim veya anayasa değişikliği gösteriliyor. Ancak kimle konuşsanız “2027’nin ikinci yarısından önce seçim yok” diyor. Ayrıca Meclis’e sunulmaya hazır bir anayasa metni de ortada yok.
Öyleyse bu acele neden?
Milletvekilleri kendilerine özgü, çoğu zaman duygusal sebeplerle iktidar partisine geçmek isteyebilir. Ancak ortada somut bir ihtiyaç yokken, iktidar partisi bu transferleri neden yapar?
Yoksa varsayımlarda bir yanlışlık mı var?
Bekleyip görelim…