Vatan savunmanın sağı ve solu

Mar 7, 2026 - 00:34
Vatan savunmanın sağı ve solu

Herkesin kabul edeceği üzere dünya bir kırılma döneminden geçiyor. Elbette her kırılma dönemi de değişimleri şekillendiriyor.

Hatırlayalım, Soğuk Savaş bittiğinde anlatılan hikâye küreselleşmenin kaçınılmaz, tarafsız ve olağan bir süreç olduğu yönündeydi. Oysa bu anlatı, ABD öncülüğünde sistematik biçimde inşa edilen emperyalist bir strateji olarak şekillenmişti.

Nitekim 1991’de dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush’un “Yeni Dünya Düzeni” söylemiyle ilan edilen bu yönelim, İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair gibilerin dile getirdiği “uluslararası toplum” söylemiyle meşrulaştırılarak, emperyalist müdahalelerin ideolojik bir aracına dönüştü.

Batı emperyalizmi, bu düşünsel zemin üzerinden dünyayı sertleştirdi ve “tek dünya devleti” idealini devam ettirerek, “ulus-devlet artık miadını doldurdu” naraları eşliğinde silahlarını konuşturmaya başladı.

Irak, Afganistan, Suriye, Lübnan, Filistin, Venezuela… Silahların konuştuğu coğrafyalar hızla çoğaldı. Şimdi ise yakın gündemimizde İran var. Füze seslerinin gölgesinde haritalar yeniden kanla çizilmek isteniyor.

İşte bu ortamda devletler emperyalistlere karşı vatanlarını savunarak mücadele ediyorlar.

Fakat hâlâ meseleyi dar bir perspektifle değerlendirenler ise: Kendilerini solcu veya sağcı diye tanımlayarak, “Şiiler mi kazansın, Sünniler mi? Arap mı, Acem mi? Rejim mi, mezhep hassasiyeti mi?” gibi sorularla terazilerini belirlemeye çalışıyorlar.

Hâl böyle olunca bunları konuşanlara sormadan geçemiyor insan: Siz gerçekten kimin yanındasınız?

Tüm bu karmaşa içinde, sağ-sol tartışmaları, mezhep ve etnik tartışmalar bir kenara bırakıldığında, esas mesele netleşiyor.

Ve ben ortaya iki soru atıyorum: Milli misin, gayri milli mi?

Emperyalizmin kanlı postallarını mı yalamak istiyorsun? Yoksa anti-emperyalist misin? Hayatın önümüze koyduğu gerçek sorular işte bunlardır.

Mesele güncel İran tartışması da değil. Esas olan günümüz dünyasında ve silahların konuştuğu bir bölgede olaylara yaklaşım felsefesi.

Misal, bir ülkeye dışarıdan askeri saldırı olduğunda ilk refleksiniz “ama o rejim…” diye başlıyorsa, orada büyük bir problem vardır.

Örneğin, kendine sol diyen kimi çevreler bu süreçte “ne Amerika ne İran” dediler ve saldırganla saldırıya uğrayanı eşitleyen bir yaklaşım sergilediler. Kendine sağ diyen kimi çevrelerde de “molla rejiminin yanında durmam” diyen ve mezhep filtresi koyanlar oldu.

Böylece her iki tutum da asıl hedefi ıskaladı.

Bambaşka bir örnek. Sosyalist Enternasyonal, Irak’ta 1,5 milyon insanı katletmesine rağmen ABD işgallerine ses çıkartmadı. Ya da şimdi İran’a yapılan saldırılara ne diyor? Konuya geleneksel tanımlar içinde bakınca kime neyi yükleyeceksiniz?

Bir ülkenin egemenliğine dışarıdan müdahale varsa, orada safımız net olmak zorunda. Vatan savunmasının sağcısı solcusu olmaz.

Füze sağcıya başka, solcuya başka mı düşüyor sanıyorsunuz?

HAKİKATİN IŞIĞI

Ülkemizde Batı hegemonyasının dilini yaymaya çalışanlar ne kadar çok olsa da, bu süreçleri vatansever bir perspektifle değerlendiren cesur aydınlarımız da az değil.

Örneğin 3 Mart’ta Salih Tuna, köşesinde şu tespiti yaptı: “ABD-İsrail saldırısı altındaki İran yönetimini veya İran'ın teknolojik noksanlığını tartışmak, evi yakan kundakçının meşalesini görmezden gelip içerideki mobilyaların eskiliğini eleştirmektir.”

Aynı gün Mehmet Metiner de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda süreci şöyle özetledi: “Bu bir Arap-Acem savaşı değildir. Bu bir Şii-Sünni savaşı değildir. ABD-İsrail bilerek bu algıyı oluşturmaya çalışıyor.” Metiner bir bakıma açık bir uyarı da yapıyordu.

5 Mart’ta Ufuk Coşkun ise gazetesindeki köşesinde çağımızın tahlilini hatırlattı: “Emperyalistler senin Sünni, Şii, Alevi, laik, İslamcı vs. olmanla ilgilenmiyor sevgili dostum.”

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirirken bu isimler ulusal çıkarı ve anti-emperyalist duruşu merkeze aldılar. Sağ-sol tartışmalarının ve mezhepsel değerlendirmelerin gölgesini dağıttılar.

SAĞ–SOL AYRIMI KİME YARIYOR?

Eğer sağ–sol ayrımı ulusal meselelerde ortak tavrı engelliyorsa, kimin işine yarar ki?

Dünyadaki cepheleşmelere böyle bakmak kime kazanç sağlar?

Dünya siyasetini hâlâ klasik sağ-sol ekseniyle okumaya çalışmak gerçeğin sadece bir kısmını görmemize neden oluyor. Çünkü artık başka bir düzlemde şekillenen bir dünya var.

Bugün bir tarafta ulus-devleti zayıflatmak ve karar mekanizmalarını ulusüstü yapılara devretmek isteyen küreselci çizgi bulunuyor. Diğer tarafta ise bağımsızlığı, devlet kapasitesini ve stratejik sektörleri korumayı savunan millî çizgi.

Bu nedenle siz isteseniz de istemeseniz de belirleyici olan yalnızca Millî mi, Gayrimillî mi olunduğudur.

Yaşadığımız çağda en büyük dayanışma, en güçlü gövde gösterisi ise anti-emperyalist vatanseverliktir.

Hamas’ın İsrail’e, İran’ın ABD’ye direnmesi ve Suriye’nin kendi toprak bütünlüğünü sağlama mücadelesi, küresel emperyalistlerin yenilmez olmadığını gösterdi. Yani kendi vatanlarında emperyalizme karşı mücadele edenler, direnen tüm milletlere de umut oldular. Bu nedenle İran’ın direnişi Türkiye’ye hem umut hem de fayda sağlıyor.

Eğer siz de bu ortamda duvarlarınızı örüyor ve “ama onların da hataları var” diye sulandırıyorsanız, emperyalist müdahalenin ahlaki zeminini güçlendiriyorsunuz.

Kusura bakmayın ama gerçek bu.

Bugün hâlâ “sağcı mısın solcu mu?” diye soranlara cevap basit: Ben vatanseverim ve anti-emperyalistim.