Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Erdal Arslan

PADİŞAH DÖVEN HOCANIN YARAMAZ TALEBESİ

Malumunuz bugün dünya tarihinin değiştiği, İki Cihan Serveri Hz. Muhammed (S.A.V.)
Efendimiz’ in asırlar öncesinden muştuladığı bir zaferin gerçekleştiği, bir çağ sona ererken
yeni bir çağın başladığı ve Sultan 2. Mehmet’ in Fatih Sultan Mehmet olduğu günün 570’ inci
yıldönümü.
Bugün gazetelerde, internet köşe yazılarında, sosyal medya paylaşımlarında,
mesajlarda, programlarda İstanbul’ un nasıl fethedildiği ile ilgili, Fatih’ in siyasi ve askeri
dehasına yönelik bilgiler okuyacaksınız.
Bizim deböylesine önemli bir günü ve Türk – İslam dünyasının Haçlı zihniyeti
karşısındaki en büyük zaferini unutması ya da es geçmesi düşünülemez elbette.
Ancak Peygamber övgüsüne mazhar Komutan ve Hükümdar Fatih’ i anlatmayacağım
bugün!
Henüz 4-5 yaşlarında, yaramaz, hareketli, ukala ve babasının gücüne güvenen bir
çocuğu anlatacağım.
Ankara’ dan Hacı Bayram Veli’ nin yanından özel istekle alınıp Edirne Sarayına getirilen
Köse Şemseddin’ in talebesi, talebe değil adeta baş belasıydı.
Dersi dinlemiyor, ödevlerini doğru dürüst yapmıyor, sık sık dersi bırakıp kaçıyor ve
hocasının kendisini her ikazında da aynı sivri diliyle;
“Ben padişah oğluyum, seni babama söylersem görürsün gününü” diyerek hocasını
tehdit ediyordu.
Akşemseddin Ankara’ dan saraya gelirken kurduğu hayaller yerle yeksan olsa da,
küçücük bir çocukla baş edemeyip koca Osmanlı Padişahına şikayete de hem gururu
elvermiyor hem de biraz çekiniyordu.
Ancak günler, haftalar birbirini kovalamasına rağmen küçük şehzadede değil en ufak bir
düzelme her geçen gün daha da ele avuca sığmaz ve laf dinlemez oluyordu.
Üstelik Sultan Murat Han mutlaka birgün gelecek oğlunun eğitimini denetleyecekti. Ve
böyle giderse küçük şehzade hiçbir gelişme göstermeyecek, hocası Akşemseddin bunun
sorumlusu olarak muamele görecekti.
Küçük şehzadenin yaramazlıklarına dayanamaz hale gelen Akşemseddin, destur dileyip
Sultan Murat’ ın huzuruna çıktı ve durumu olduğu gibi anlattı.
Küçük şehzadenin özellikle babasının Padişah olmasıyla kendisini tehdit ettiğini de
vurguladı.
Bir müddet düşünen Padişah, Akşemseddin’ e bulduğu çareyi ve planı anlattı.
Akşemseddin renkten renge girerek;
“Afffedin Hünkarım, ben böyle bir şeyi kesinlikle yapamam!” dese de Sultan Murat ısrar
etti ve plan devreye sokuldu.
Bir sonraki gün Akşemseddin ve küçük şehzade derslikte ders yaparken, daha doğrusu
hoca ders anlatmaya talebesi de yaramazlıklarına devam ederken, birden kapı açıldı. Gelen
Osmanlı Padişahı Sultan Murat Han idi.
“Bre densiz!” diye kükredi Akşemseddin!
“Bir hocanın odasına üstelik talebesiyle ders esnasında destursuz ve kapı çalmadan
girilmeyeceğini bilmez misin?” diyerek ayağa kalktı ve Padişahın suratına bir Osmanlı tokadı
akşederek;
“Çık dışarı ve edebinle gir!” diyerek gayet sakin bir şekilde yerine oturdu.

Küçük şehzadenin gözleri faltaşı gibi açılmış, yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Aradan birkaç
dakika geçtikten sonra kapı tıklandı.
“Giriniz!” diye ünledi Akşemseddin.
Osmanlı Padişahı Sultan Murat Han kapıyı araladı ve elleri önünde, başı hafif öne eğik
bir vaziyette durarak;
“Destur var mıdır Hoca Efendi?” diyerek izin istedi.
Küçük Şehzade daha da dehşete düşmüştü! Koca hükümdar yediği tokadın ardından
askerlerini çağırıp kendisine tokat atan adamı oracıkta cezalandıracağı yerde karşısında el
pençe durmuş içeri girmek için izin istiyordu.
Bu olay küçük şehzadenin yaramazlıklarının sonu oldu. O günden sonra hocası ne derse
yapan, dersi dikkatle dinleyen ve ödevlerini hiç aksatmayan bir talebe doğdu.
Bu talebe Arapça, Farsça, Yunanca, İbranice, Slavca, Çağatayca, İtalyanca dillerini
öğrendi.
Edebiyatta ( divan edebiyatı) döneminin en ünlü şairlerinden birisi haline geldi.
Dünya tarihi ve Osmanlı tarihi alanında döneminin en donanımlı bilim adamlarından
birisi oldu ve tarih felsefesi dalında zirveye oturdu.
Matematik, kimya, coğrafya, tefsir, fıkıh, hadis, siyer, kelam gibi ilim sahalarında
uzmanlaştı.
Dünyada ilk kez havan topunu icat etti.
Ve küçük Şehzade 12 yaşında oturduğu Osmanlı tahtından 16 yaşında kaldırılıp itibar ve
haysiyeti tüm ahalinin diline dolanmasına rağmen, 19 yaşında ikinci kez oturduğu tahtını 29
Mayıs 1453 tarihindeki Büyük Fetih ile zirveye yükseltti.
Rahmet ve minnetle…
NOT: 4 yaş : kreş ve anaokulu; 6-7 yaş : ilkokul – ortaokul; 15-18 yaş : lise; 18 – 22 yaş :
üniversite…
Büyük ihtimal 4 yaşında eğitim hayatına başlayan Fatih, 9 yaşına gelmeden en az üç
yabancı dili biliyordu. 12 yaşına gelmeden Matematik, Coğrafya, Kimya, Tefsir, Kelam, Fıkıh,
Akaid, Edebiyat ilimlerinde mütehassıs seviyesindeydi. 19 yaşında ikinci kez tahta çıktığında
tarih felsefesinde üstad seviyesinde, divan edebiyatında zirvede, dünyada ilk kez havan
topunu icat eden bir hükümdardı.
İbni Sina’ nın da henüz 18 yaşında iken döneminin tüm bilim dallarında otorite
seviyesine yükseldiğini ve döneminin astronomi, coğrafya, matematik, tıp alanlarındaki en
ünlü bilim insanları ile münazaralar yaptığını da hatırlatalım.
Ve şu soruyu soralım kendimize: Eğitim sistemimizi gözden geçirmenin ve ecdadın
ışığıyla yarınları aydınlatmanın zamanı gelmedi mi?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER