Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Dr. İmbat Muğlu

EY FIRAT

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan telefon görüşmesinin ardından Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik uzun zamandır planladığı Fırat’ın Doğusu Harekâtı’nın kısa süre içerisinde başlaması bir şekilde kararlaştırıldı. Bu görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan sabah saatlerinde, “Türkiye, yakın zamanda Suriye’nin kuzeyine uzun süredir planladığı operasyon için harekete geçecek. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ya da bu operasyona dâhil olmayacak ve kontrol ettiği topraklarda ‘Halifelik’ ilan eden IŞİD’i mağlup eden ABD güçleri, bu operasyona yakın noktalarda olmayacak, Türkiye, son iki yıl içerisinde bu bölgede yakalanan IŞİD militanlarından sorumlu olacaktır”  açıklaması yapılmıştı. Böylece ABD’nin Fırat’ın doğusunda, Türkiye’nin operasyon düzenlemesi beklenen bölgedeki askerlerini geri çekeceğini ve operasyona dâhil olmayacağını, bundan sonraki DEAŞ/IŞİD ile mücadelenin sorumluluğunu da başta Türkiye olmak üzere Rusya, İran, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine yükledi. Trump’ın, Fırat Nehri’nin doğusunda kalan kısımda tutulan DEAŞ/IŞİD militanlarının sorumluluğunun Türkiye’ye verilmesi tezini ortaya atması olası bir harekâtın önüne set çekmek mi yoksa Türkiye’yi iki ayrı terör örgütü ile iki ayrı cephede karşı karşıya getirmek mi sorusuna cevap aramak çok zor olmasa gerek. ABD’nin oyun içinde oyun sahnelediği Suriye politikasındaki tutarsızlığı herkesçe bilinmektedir. Bu tutarsızlıklar aslında bilerek ve planlı bir şekilde yapılmaktadır. Amerika menfaatleri hangi yönde ise kararlar o şekilde saniyede değişir ve asla uluslararası diploması kuralları onlar için genel kabul görmez. Bunların örneklerini hemen her dönemde görmekteyiz. ABD, Ortadoğu’da güç ve nüfuz sahibi olmak için menfaatleri doğrultusunda doğrudan askeri müdahale seçeneği yerine, özellikle kendine göre kişi, grup, örgüt ya da devletlerle dostluklar kurar hedefine ulaştıktan sonra müttefik, dost dediklerini ya hepsini tek tek satmıştır ya da yok etmiştir. ABD bir dönem El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i dost edindi, 11 Eylül saldırısından sonra en büyük düşman ilan etti ve sonrada öldürdüğünü dünyaya duyurdu. ABD’nin Irak ve Saddam ilişkisi ve Saddam’ın idamı ve Irak’ın yok oluşu ortada. Mısır’da yapılanlar keza aynı şekilde. Suriye’de önce Selefi örgütlerle, sonra PKK/YPG/PYD üyesi militanlarla yakın temas haline girdi ve resmen terör örgütünü kendine müttefik ilan etti. Bu müttefiklikte diğerleri gibi şimdilik satış yakın tarihte yok edişle sonuçlanacaktır. Nasıl bir satış olduğunu bizatihi ABD Başkanı Trump, “Kürtler bizimle savaştı ama bunun için para ve ekipman desteği aldılar. Türkiye ile on yıllardır savaşıyorlar. Ben bu savaşı yaklaşık 3 yıl boyunca geciktirmeye çalıştım ama artık bizim için, çoğu aşiret mücadeleleri olan sonu gelmeyen saçma savaşlardan geri çekilme ve askerlerimizi eve getirmenin vakti geldi” dedi. ABD’nin Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de sözde demokrasi barış söylemlerine inanan herkesin eninde sonunda bozuk para gibi harcandığı tarihi gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tarihi gerçeklikler ışığında Türkiye’nin ABD’nin yol haritasına değil kendi hür iradesi ile çizmiş olduğu haritasına göre yol alması bir zarurettir. Onun içindir ki, Türkiye Fırat’ın Doğusu’na yapılacak askeri harekât öncesi hem Suriye’nin toprak bütünlüğü hem de 911 km’lik sınır hattında terör koridoru oluşmaması için diplomatik bütün yolları denedi lakin başta ABD olmak üzere diğer tüm aktör devletler Türkiye’yi bu konuda yalnız bıraktı. ABD şimdiye kadar kendisi gibi NATO müttefiki Türkiye’yi Suriye politikasında yalnızlaştırarak yerine yerel müttefik ilan ettiği PKK/YPG/PYD terör örgütü ile yola devam etmişti. Yola çıktığı terör örgütü PKK/YPG/PYD Türkiye, için yalnızca sınır güvenliği açısından tehdit değil gelecekte vaat edilen topraklarda devletleşme riskini de bulundurduğu için askeri müdahale kaçınılmaz bir hal almıştır. Tüm seçeneklerin tükendiğini gören Türkiye askeri müdahalede kararlılığını artık masada değil sahada göstermek için düğmeye bastı. Önce IŞİD/DEAŞ terör örgütüne Ağustos 2016’daki Fırat Kalkanı Operasyonu ile darbe vurdu sonrasında Ocak 2018’deki Zeytin Dalı Harekâtı ile ilgili Afrin bölgesini PKK/YPG/PYD terör örgütünün zulmünden kurtardı. Şimdi ise Fırat’ın Doğusu’nu teröristlerden temizleyerek kendi bekasını ve güvenliğini koruyacak ayrıca Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyarak, huzur, barış ve istikrarı sağlayacaktır. Bununla birlikte Suriyeli mültecilerin evlerine güvenli ve gönüllü dönmeleri sağlanacaktır. TSK’nın sahada karışılacakları tehlikelerden biri DEAŞ terör örgütünün hapishanelerde olan militanların YPG tarafından silahlanarak karşı bir harekât yapmalarını sağlaması ile birlikte Haseke’deki el Hol, Tel Abyad yakınlarındaki Ayn İsa ve Derik’teki Roj kamplarında bulunan 100 binlerce kadın ve çocuğu sivil kalkan olarak kullanmaları muhtemeldir. YPG bunu bir stratejiye dönüştürüp dünya kamuoyunun yönünü bu yöne çevirebilir. Ayrıca PKK/YPGPYD terör örgütü, ABD’den de aldığı lojistik, silah, araç, gereç ve maddi yardımlarla ciddi bir askeri kapasite ulaşmış durumda. Ayrıca Türkiye’nin bu tür operasyonlarda hep gündemde olan hava sahası kullanımı da önemli bir diğer faktör. Bu faktörlerin yanında bir diğer önemli husus ise Türkiye’nin Suriye hükümetiyle PKK/YPG/PYD terör örgütü konusunda bir işbirliği yapma girişiminde bulunulması her iki ülkenin yararına olacaktır. Bu uzlaşı şimdiye kadar yapılmadığı için, PKK/YPG/PYD terör örgütü fayda sağlamıştır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER