Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Dr. İmbat Muğlu

KOD ADI GOLAN HEDEF BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ

Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulması çalışmaları, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştı. Bu amaçla toplanan ilk kongre, 29 Ağustos 1897 de İsviçre de Basel’de toplanmış ve bu kongrede Yahudilerin Filistin’de bir “yurt” edinmesi kararı alınmıştı. Filistin, Osmanlı Devleti toprakları içerisinde yer almaktaydı. Bu nedenle Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Theodor Herzl, Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin verilmesine karşılık II. Abdülhamid’e Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödemeyi önermiş ancak istediği sonucu alamamıştı. Buna rağmen Filistin’de izinsiz olarak kurulan Yahudi kolonilerinin sayısı 1914’te kırk altıya ulaşmıştı. İngilizlerin 1917 yılının Aralık ayında Kudüs’ü işgaliyle Filistin Osmanlı idaresinden çıkmıştır. Böylece Yahudiler “vaat edilmiş topraklar” olarak inandıkları bölgeye yerleşmek için harekete geçmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Başkan Wilson’un da Yahudi sorununu benimsemesi, İngiltere’yi harekete geçirmiş, İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, 2 Kasım 1917 de Siyonist Federasyonu Başkanı’na gönderdiği mektupta, İngiltere’nin Filistin de bir Yahudi devleti kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmişti. “Balfour Deklarasyonu” adını alan bu belge, Yahudi devleti kurulması sorununun bir dönüm noktası sayılmaktadır. Bu tarihten sonra Yahudiler, büyük kitleler halinde Filistin’e göç etmeye başladılar. Yahudiler, II. Dünya Savaşı sırasında da Filistin’de bir İsrail devleti kurmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüler. İngiltere, ABD’nin de desteğini alarak 1947’de Filistin sorununu Birleşmiş Milletler Teşkilatına götürdü. Burada Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında bölünmesine, Kudüs’e tarafsız bir statü verilmesine karar verildi. Birleşmiş Milletlerin bu taksim kararı Arap ülkelerinde tepkiyle karşılandı. Bu ülkelerde ABD ve Birleşmiş Milletler aleyhinde gösteriler yapıldı.1947 yılı Aralık ayı başlarından itibaren, Filistin’de, Arap ve Yahudiler arasında çarpışmalar başladı. Güvenlik Konseyi konuyu ele alarak görüştü fakat bir sonuç alınamadı. Bu sırada da İngiltere, 14 Mayıs 1948’de, Filistin’deki manda yönetimini tek taraflı olarak kaldırdı. Aynı gün, İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Ertesi gün, 15 Mayıs’ta Ürdün, Lübnan, Suriye, Mısır ve Irak olmak üzere beş Arap ülkesi İsrail’e savaş açtı. Savaştan büyük bir hezimetle çıkan Arap ülkeleri, resmen tanımadıkları halde İsrail’le 1949 yılında bir barış imzalamak zorunda kaldılar. Bu anlaşma neticesinde de İsrail, BM Taksim Planı’nda Filistinlilere bırakılan bölgenin %12’sini de kapsayacak şekilde işgal ettiği toprakları genişletmiş oldu. Savaş sonunda Gazze Mısır’ın, Batı Şeria Ürdün’ün kontrolüne geçti. Savaş bitiğinde en önemli sonuç ve sorun yerinden edilerek mülteci konumuna düşen yaklaşık 750.000 Filistinliydi. Ürdün Nehri kıyıdaş ülkeleri olan Ürdün, Lübnan ve Suriye, 1. Arap-İsrail Savaşı’nda taraf olmuştu ve sonuçta ortaya çıkan mülteci sorunundan en çok etkilenen ülkeler yine onlar oldu. Bu dönemde Lübnan’a gelen Filistinli mülteci sayısı 100.000’i aşarken, Ürdün’deki yoğun Filistinli mülteci nüfusu, ülke içinde büyük ve uzun süreli sorunlara sebep oldu. İsrail ve Arap komşuları arasında artan gerginlik, 5 Haziran 1967’de başlayan 6 Gün Savaşları’na yol açtı. Orta Doğu anlaşmazlığının çehresi bu altı günde değişti. İsrail, Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası’nı, Suriye’den de Golan Tepeleri’ni aldı. Ürdün güçlerini de Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ten çıkardı. Mısır’ın güçlü hava kuvvetleri, savaşın ilk günü saf dışı bırakıldı. İsrail uçakları, daha başlangıçta Mısır hava kuvvetlerini havalanamadan yerle bir etti. Toprak kazanımları İsrail’in kontrolündeki alanı iki katına çıkardı. Zafer, İsrail ve yandaşları için yeni bir güven ve iyimserlik havası yaratıyordu. BM Güvenlik Konseyi, 242 sayılı kararı aldı. Kararda, savaşla toprak kazanımı reddediliyor, son çarpışmalarda ele geçirdiği yerlerden İsrail’in çekilmesi isteniyordu.1967’den beri BM kararlarını hiçe sayan İsrail işgal altındaki bu bölgeyi birkaç nedenle önemsiyor:

1) İsrail buraya 1970’lerden itibaren 20 bin Yahudi yerleşimciyi getirdi. İsrail’e direnen Çerkezler Suriye’nin diğer bölgelerine göç etmek zorunda kaldı. Araplar da öyle. Evlerini terk edenlerin sayıları 140 bini buluyordu. Bölgenin sakinlerinden Dürzilerden yaklaşık 30 bini hâlâ Golan’da yaşıyor. Onların önemli bir kısmı da Suriye’ye bağlılıklarından vazgeçmeyip İsrail vatandaşlığını reddetti.

2) Buraya Suriye ile İsrail arasında bir tampon bölge muamelesi yapıyor. Düşmanını her an vurabilecek mevziler edinen İsrail, buradan Suriye’yi dikizliyor. Güvenlik…

3) Golan’ın sunduğu nimetler. Karlarla kaplı Şeyh Cebel’in sularının yüzde 80’i bugün İsrail’in kontrol ettiği bölgeye akıyor. İsrail için bulunmaz bir su kaynağı. Ayrıca Golan’ın toprakları verimli.

4) Yahudilere ait kutsal metinlerde birçok kez Golan bölgesine atıfta bulunulması da bölgeyi çoğu dindar Yahudi’nin gözünde kutsallaştırıyor. Bu tür nedenlerle İsrail iç siyasetinde de önemli bir yer tutan Golan Tepeleri İsrail tarafından “ülkelerinin vazgeçilmez bir parçası” olarak görülüyor.

5) Ve Golan’ın derinliklerindeki bir diğer zenginlik: Petrol. İsrail Golan’da buldukları petrolün rezerv büyüklüğüne dair kesin rakam veremese de durumu şöyle “350 metre kalınlığında bir tabakadan bahsediyoruz. Dünyada tabaka ortalaması 20-30 metredir. Yani (Golan’daki) 10 kat daha büyük. Büyük bir miktardan bahsediyoruz.”

Golan’ın sunduğu stratejik pozisyon ve zenginlikler için İsrail’in yapmayacağı şey yok. Buna El Kaide ve cihatçı grupların desteklenmesi ve kullanılması dâhil. Golan’daki BM misyonu, İsrail’in silahlı gruplarla iştigalini BM Güvenlik Konseyi’ne açıkça rapor etmişti. İsrailli yetkililerin ardı ardına gelen ifşaatlarıyla da bunlar sır olmaktan çıktı. Alenen dillendirilen yardımlardan biri 3 binin üzerinde yaralı savaşçının İsrail’de tedavi edilmesiydi. Bunların dışında Wall Street Journal geçen haziranda İsrail’in Golan’daki silahlı grupları 2013’ten itibaren maaşa bağladığını yazdı. İsrail’in el verdiği örgütlerden Fursan el Colan’ın sözcüsü Mutasım el Colani “İsrail cesurca yanımızda durdu. İsrail’in desteği olmadan ayakta duramazdık” diyordu. Fursan el Colan dışında Liva Usud el Rahman gibi dört örgüt daha İsrail’den yardım alıyor. Bunların toplam savaşçı sayısı 800 civarında. İsrail’in bu şekilde yürüttüğü Golan siyasetine verdiği isim de hayli ironik: “İyi Komşuluk”.Bu politikanın nihai amacı yaklaşık 40 kilometre derinliğinde bir ‘tampon bölge’ oluşturmak. Bu tür bir tampon bölge gerçekten kurulduğunda top mermilerinin atış menziline giren Şam asla huzur bulamayacak.

Bakanlar Kurulunu 2016 yılında Golan Tepeleri’nde toplayan Netanyahu, İsrail ve Suriye’nin yanı sıra Lübnan ve Ürdün’le de sınır olan bu bölgenin “sonsuza kadar İsrail’e ait kalacağı” yönünde açıklama yapmış, dünyaya burayı “İsrail toprağı” olarak tanıma çağrısında bulunmuştu. İsrail’in o dönemki Golan Tepeleri çıkışı, Suriye’de devam eden iç savaştan yararlanma hamlesi olarak değerlendirilirken, Netanyahu da bu konuda aradığı uluslararası desteği bulamamıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, “İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki egemenlik iddiaları yok hükmündedir” açıklamasında bulunmuş, Arap Birliği ile İslam İşbirliği Teşkilatı da Netanyahu’nun açıklamalarına tepki göstermişti. Netanyahu’nun bu çağrısına aradığı olumlu yanıt tam üç yıl sonra Trump yönetimindeki ABD’den geldi. Filistin ve İsrail politikasını neredeyse tamamen İsrail yanlısı Yahudi asıllı kişilere emanet eden ABD Başkanı Donald Trump dün bir tweet atarak, “(1967 işgalinden) 52 yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin, bölgesel istikrar ve İsrail’in güvenliği için kritik derecede stratejik öneme sahip olan Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tam olarak tanımasının zamanı geldi.” ifadelerini paylaştı. Böylece Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıyan, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilerek Tahran yönetimini yeniden “düşman” ilan eden ve Filistinlilere yapılan yardımları kesen Trump’ın İsrail’e yaptığı bu “iyilikler” listesine şimdi bir de Golan Tepeleri eklenmiş oldu. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın işgal altındaki Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıyacaklarını açıklamasına başta Türkiye ve dünyadan tepkiler geldi.ABD Başkanı Donald Trump’ın bu tepkilere karşı tutumunu değiştireceğini düşünmüyorum.Çünkü hedef belli,Büyük İsrail Devletini kurma adımlarından biridir Golan Tepeleri… Suriye’ye yeniden dizayn vermek için yapılan müdahaleler son aşamasında. Suriye barışı öncesi yeni çıkarlar devşirmek, bilhassa İsrail’in etrafındaki güvenlik çemberini genişletmek, işgal altındaki toprakların fiili statüsünü değiştirmek, İsrail saldırganlığını kanıksatmak ve buna dokunulmazlık kazandırmak için ABD ve diğer Siyonist devletler istediğini alıncaya kadar Suriye’yi felç etmeye dönük fırsatları kaçırmayacaktır. Ortadoğu’da huzur ve barış ortamının sağlanamaması için ABD tarafından atılan bu son adımda amacına ulaşmıştır.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER