Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Başkent Postası

Ramazanda Sahura Uyanmak

 

Bir başkadır bizim memleket de ramazanların bıraktığı zevk ve huzur. Herkes diyor ya hani; “ah o eski ramazanlar !” diye. İşte tam da bu sözü söyletecek cinstendir ramazanda yaşananlar. Sizi temin ederim ki, bizim ramazanlarımız birçok yönüyle hala eski canlılığını korumaya devam etmektedir. Ama bu yazımda benim anlatmak istediğim çocukluk ve gençlik anılarımı süsleyen ramazan ve sahurlara sizleri yolculuk yaptırmaktır. Zira bizim ramazanlarımızın her bir anı, bir yazıya konu olacak zenginliğe sahiptir. Bu nedenle sadece ramazan ve sahur konusuna değinmekle yetineceğim…

Tabii ki ramazan demek; oruç, sahur, iftar, teravih demektir. Oruca sahurla başlıyoruz malum. Annelerimizin erken kalkarak yer ocağını ateşlemesi ve gecenin sessizliğine yayılan ateş çıtırtılarıyla anlarsınız sahur faaliyetinin başladığını. Kendine has elde yapılmış bir ağaç tablanın üzerindeki ramazan beyazlığındaki unlar ve geceden yoğrulmuş hamurun işlenme safhasından bir sonraki adım, saç üzerinde pişirme eylemidir. Sıcak sacın üzerinde pişenler ise sadece bazlamadan ibaret değildir hiç kuşkusuz. İçi cevizli börekler, çullu çörekler, bişi denilen yağlı gözlemeler vs. hepside maharetli ellerce hamura verilen şeklin bir tezahürüdür. Kızgın saçın üzerinden “pisleç” denilen özel aletlerle çevrilerek pişme kıvamına gelen el emeği ürünlerin hepsi de ramazana has yapılan başköşe sahur yemekleridir…

Zira şehirli sabah olunca dükkanına, köylülerde tarlasına, işine gidecektir. Ne kahvaltılık malzeme, ne çorba midesini tutmaz gün boyu yapılan ağır işin karşılığında. O yüzden sağlam yemek zorundadır sahur vaktinde de memleketimin çalışkan şehirlisi ve köyün çilekeş çiftçisi…

Bir taraftan yeni pişmiş pideler sıralanırken kızgın sacın üzerine, diğer taraftan yenilerinin tablada açılma işlemi devam eder olanca hızıyla. Bir diğer taraftan ise pişmiş olanlar üst üste yığılmaya başlar hünerli ellerin maharetiyle. Tabiî ki bu istifleme boşuna değildir. Kendi yaptığı el emeği tereyağları ile yapılan bir cilalama ve lezzetlendirme işlemidir. Üst üste konulur ki bir bir hane halkı kalkıncaya kadar soğumasın diye. Yanına pilav, ev yapımı yoğurt, belki ayran, envai çeşit yemek ve reçel türleri, sıcak çay vs. hazırlıkları tamamdır artık… Vakit, sahura kalkma vaktidir. Ve uykunun güzelliğinden zorlanarak kalkış… Çünkü gece geç yatılmıştır. Zira ramazanın havası kendine hastır. Öyle rutin değildir yatmalar ve kalkmalar. Uyumaz ki kentlisi köylüsü. Çünkü geceden beri kahvehanelerde en güzel sohbetler demlenmiştir…

Oruç tutacak olan herkes kalktıktan sonra, tüm aile bireylerinin katılımı sağlanır ve radyo ve televizyondan dinlenen sahur özel programları eşliğinde yemeğe başlanılır. Bir taraftan uykulu bir mahmurluk şakaklarda yüklü dururken, diğer taraftan bu havayı dağıtma gayreti iş başındadır. Nitekim karşılıklı konuşmalar, yenilen yemekler ve içilen çaylar ile neşelenen ortam ve teneffüs edilen hava güzelleşmiştir kısa bir süre sonra. Yarın ki programın şeması da sahur yemeğiyle çizilir çok zaman. İsteyenin istediği yemek çeşidinden dilediğince yiyeceği kadar zengindir sahura özgü hazırlanmış menüler. Tercih serbesttir…

Çocuksu dünyalarda da bir başkadır ramazan faaliyetleri. Sahura iştirak faslını kaçırmak istemezler küçücük halleriyle. Güçlü bir heyecan içinde oruç tutma isteklerine; “dayanamazsın, daha sen küçücüksün” açıklamaları fayda vermez bir türlü. Israrlarına direnemeyerek kabul ederler kalkmalarını ve oruç tutmalarını. Nasılsa gün içinde kendini belli edecektir, dayanıp dayanamayacakları! Nihayet orucu yemek zorunda kaldıklarında teselli etmek yine size düşer. Çocuk orucu böyle olur diyerek çocuk gönüllerine su serpersiniz sevinçleri kursaklarında kalmasın diye. Sanki kısmi zamanlı bir oruç oluvermiştir çocuk yüreklerdeki oruç heyecanı. Gün bir şekilde bitecektir nasılsa. Oyunlar koşturmacalar birbirini kovalar. Ebeveynler daha bir hoş görülüdür, komşular ise yaramazlıklara göz yumarlar. Ramazanda her şey bir coşku olur, kopartılan tavizler sayesinde! Çocukluk doyana kadar yaşanır, kimsenin sesinin çıkmamasını fırsat bilerek. İftara kadar bu sabırlı bekleyiş bir ramazan boyunca sürüp gider. Evet, hiç unutamadığımız oruçlar işte o ilk tuttuğumuz oruçlarımız değil midir nitekim?

Her ramazan geldiğinde yenilenen hatıralar ve yüzümüzde oluşturduğumuz güzelim tebessümlerle bizi alıp o günlere götürmüyorlar mı? 

Korona günlerinde başka olsa da ramazanın havası, buruk olsa da gönüller yine de ramazan ramazandır. Oruç da oruçtur tutmak isteyene. İbadet edene virüs de evde kalmak da mani değildir. Bilakis fırsata dönüştürme imkanıdır ibadeti özleyen kalplere…

Hayırlı, sağlıklı, memleketin düze çıktığı, ramazan hürmetine bir an evvel bu illetten kurtuluşa erdiğimiz güzel bir ramazan ve oruç ayı diliyorum.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER