Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Başkent Postası

SURİYE İÇİN ZAMAN BOLİVYA SAATİ

Hatırlarsanız bundan yaklaşık 5 yıl önce yani 2014 yılının ortalarında Bolivya tarihinin ilk Kızılderili lideri olan Devlet Başkanı Evo Morales, saatlerdeki akrep ve yelkovanı sağdan sola çevirdi. (BİLİNENİN TERS YÖNÜNDE HAREKET EDİYOR) Değişiklik, başkent La Paz’da parlamentonun tepesindeki saat kulesinde yapıldı. Dışişleri Bakanı David Choquehuanca, saat reformunun sömürgecilikten kurtulan halkın açık ifadesini simgelediğini söylemişti. Ayrıca muhalif vekil Normal Pierola ise hükümeti küresel zaman yasalarını değiştirme hayali kurmakla suçlamıştı. Güney Amerika ülkesi Bolivya hükümeti için artık saatler soldan sağa değil, sağdan sola doğru hareket ediyor.Bolivya hükümeti bu kararı sömürgeciliğin izlerini silmek amacıyla aldı. Bolivya kimliğini güçlendirmek adına saatteki Romen rakamları sökülerek yerine normal rakamlar konulan saatin rakamlarının dizilişi de kafa karışıklığına sebep olmaması için değiştirildi. Ülke kimliğini güçlendirmek için yapılan bu değişiklik, sembolik bir önem taşıyor. Sömürge öncesi dönemde saatin kullanılmadığı Bolivya’da halk saati güneşe bakarak tahmin ediyordu.

Yaklaşık 8 yıl önce Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçle birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da derinden etkilemişti. Bu tarihi devrim domino etkisiyle Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemiş ve hatta Kaddafi’nin ölümüne bile neden olmuştu. Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı bu dönemde Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza…” şeklinde niyetlerini dile getirdiler. Telefonları istihbarat tarafından dinlenen bu iki kadın doktor tutuklanıyor ve ceza olarak saçları sıfıra vuruluyordu. Bunun üzerine, bu kadınlardan birinin akrabası olan 12-13 tane çocuk, duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazıyor. Okulun müdürü bu çocukları istihbarata şikâyet ediyor. Çocukları içeri alıyorlar ve çok ağır işkencelere maruz bırakılıyor. Çocuklar içeri alınınca, Dera bölgesindeki aşiretlerin reisleri, Dera’nın istihbarat sorumlusuna gidiyor ve bu çocukların bırakılmasını istiyorlar. Ancak hakaretle karşılaşıyorlar ve bunun üzerine bir sonraki gün 1000 kişi çıkıyor sokağa. Çocukların bırakılmamasını ve aşiret reislerine yapılan bu hakareti protesto ediyor. Dera Bölgesi yapı itibariyle özel bir yerleşim birimi. Dera’da yaşayanlar büyük bir çoğunluğu seyyidi, Ehl-i Beyt torunları… Dera şehrinde insanlar öldükçe isyan önce bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa bir zaman içinde on binlerce Deralı sokakları doldurmaya başladı. Peygamber torunları olan seyyidlere, Baas rejiminin geçmişten beri büyük baskı uyguladığı biliniyor. Bunun da etkisiyle Dera’daki isyan büyüdükçe diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan dalgası Şam, Lazkiye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişledi. Cuma günleri namaz sonrası Dera halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik de yönetim tarafından şiddet kullanılınca, Suriye’deki isyan Esad’ın gitmesini isteyen bir halk ayaklanmasına dönüştü. Ve bugün iç savaşa varan süreç bu şekilde başladı. Arka planı çok da derinlikli olan sorunların su yüzüne çıktığı bu olaylardan sonra yüz binlerce sivil insan öldü, şehirler bombalandı, Donanma kendi halkına deniz kenarlarından bombalar yağdırdı. Türkiye yanı başında yaşanan trajediye kayıtsız kalmadı ve sürece dâhil oldu. Önce sadece insani ihtiyaçlar şeklinde sığınmacıları kabul etti ardından da muhalif güçlere lojistik destek verdi. Bu durum Suriye ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi. Türk uçağı keşif yaparken Suriye sınırında düşürüldü, Türkiye topraklarına Suriye’den atılan bombalar isabet etti. Kısacası kapı komşumuzdaki yangın bize de zarar verdi. Türkiye artık Esad Rejimini bir tehdit olarak görmekteydi. Halep’te süren çatışmalar, Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli kentleri arasında yer alan Halep’i ve tarihi mirasını enkaza çevirdi. 2013 baharındaysa muhalif güçler, sonraki yıllarda adını dünyaya “DAEŞ’in kalesi” olarak duyuracak olan Rakka’yı ele geçirdi. Bir yıl sonraysa örgüt Rakka’yı muhaliflerden geri aldı. DAEŞ’in Rakka sokaklarında gövde gösterisi yaptığı görüntüleri dünya endişe içerisinde izledi. 2013’ün ağustos ayında dünyanin gözü kulağı bu kez bir saldırı haberiyle Suriye’ye çevrildi. Çok değil başkent Şam’ın 6 kilometre uzaklığındaki Guta’da kimyasal silahla saldırı düzenlendi. Muhaliflerin kontrolündeki bölgede yasaklı sarin gazıyla siviller hedef alındı. Zehirli gazdan etkilenmiş çocukların görüntüleri uluslararası toplumu ayağa kaldırdı. Daha sonra “Guta katlımı” olarak anılan bu saldırıdan muhalifler Suriye ordusunu, Suriye ordusuysa muhalifleri sorumlu tuttu. Birleşmiş Milletler, muhaliflere göre bin 300 kişinin öldüğü bölgede yaptığı incelemelerde sarin gazının izine rastladı. 2014’ün haziran ayında DAEŞ, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde ele geçirdiği topraklarda halifelik ilan etti. Halifelik ilanından 3 ay sonra ABD önderliğindeki koalisyon güçleri DAEŞ’e yönelik hava operasyonlarına başladı. Koalisyon güçlerini Rusya’nın Suriye girmesi izledi. Beşşar Esad’ın kurtuluş olarak gördüğü Rusya, Eylül 2015’te Suriye hükümetine hava desteği sağlamaya başladı. Rusya, havadan destek vermesinin sebebini ‘Suriye’deki hükümetin istikrarını sağlamak’ olarak açıkladı. Moskova hükümeti, desteğin yalnızca terörist grupları hedef aldığını söylese de, birçok aktivist Rusya’nın daha çok batı destekli isyancılara karşı savaş verdiğini iddia ediyor. Eylül 2015’ten 6 ay sonra Vladimir Putin, Rus Hava Kuvvetleri’nin büyük kısmının ülkeden çekilmesi emrini verdi. Fakat Rus kuvvetleri Eylül 2016’da Halep kentinin doğusuna yoğun saldırılar düzenledi. İran’ın ise Beşşar Esad hükümetine yılda milyarlarca dolar para aktardığı tahmin ediliyor. Beşşar Esad hükümetini destekleyen İran için Suriye, Lübnan’daki Şii parti olan Hizbullah’a destek göndermek için bir nevi transfer noktası. Suudi Arabistan ise, İran destekli gruplara karşı savaşmaları için isyancı kuvvetlere maddi yardımda bulunuyor. Türkiye ise terör örgütü olarak tanımladığı ve ulusal güvenliğe tehdit unsur olarak gördüğü PKK’nın uzantısı olan YPG, PYD, SGD ve DEAŞ’a karşı askeri operasyonlar düzenliyor. ABD, İngiltere, Fransa ve diğer Batılı ülkeler “ılımlı” diye kabul ettikleri muhaliflere değişen derecelerde destek oldular. İsrail ise, Hizbullah’a giden İran silahlarından o kadar kaygılı ki, buna engel olmak için Suriye’de hava saldırıları düzenledi.2016, Suriye’deki krize diplomatik çözüm arayışları adına yoğun bir mesaiye sahne oldu. Türkiye ve Rusya devreye girdi, binlerce kişinin Suriye ordusunun ablukası altında sıkışıp kaldığı Halep’ten tahliyeler başladı. Kadın, çocuk 25 bin kişi İdlib’e götürüldü. Sahada sağlanan başarı, diplomasi masasına da taşındı. Türkiye ve Rusya, Astana’da Birleşmiş Milletler ’in yürüttüğü Cenevre görüşmelerinin devamı niteliğindeki müzakere sürecini başlattı. Görüşmelerde, muhalifler ve Şam rejimi bir araya getirildi. Savaş ülke nüfusunun yarısını evlerinden etti. 6 milyondan fazla kişi sığınmacı konumuna düştü. Savaşın vurduğu Suriyeliler, Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi komşu ülkelere kaçtı. Ülke içerisindeyse 6,5 milyondan fazla kişi çatışmalar nedeniyle göç etmek zorunda kaldı. Suriye’de silah sesleri yıllardır hiç susmadı.İşte Suriye’de gelinen noktaya ve gelişmelere bakıldığında Bolivya saati gibi ters yönde hareket ettiğini net bir şekilde göreceksiniz. Düne kadar Esad Rejimine karşı gelen Ülkeler ve yerel halk bir anda ne olduysa çark etmeye başladı. Tabi ki insan olarak bu savaşın ve kanın durmasını tüm dünya ister diye düşünüyorum.(silah tüccarları, katil devletler, insan tüccarları vb. hariç) ABD’nin Suriye’den çekiliyoruz gayri ciddi kararından sonra bir anda bazı gruplar Esad rejiminden yana olduklarını dile getirdiler. Kürt ve Arap aşiretlerinden oluşan bu gruplar, Suriye meşru hükümetini, ordusunu ve ülkenin toprak bütünlüğünü desteklediklerini vurguladı. ABD askerinin varlığına, Türkiye’nin olası askeri harekâtına ve sınıra tampon bölge kurulmasına karşı olduklarını da dile getiren aşiretler, “Suriye bayrağı, ülkenin egemenliğini simgeleyen anavatan sembolüdür. Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulmasına kesinlik karşıyız” ifadelerini kullandılar. Yüzbinlerce insanın öldürüldüğü, yine bir o kadar sivilin sakat bırakıldığı, milyonlarca sivilin başta Türkiye olmak üzere diğer komşu ülkelere göç ederken; Suriye halkını düşünmezken ne oldu da şimdi düşünür oldular. Moskova’daki görüşmede Türkiye’ye Suriye meselesinin çözümü için Adana Mutabakatı’nı hatırlatan Putin, aynı zamanda bir politik pozisyon bildirgesi sunmuş oldu. Bugüne kadar sağlıklı şekilde işletilen Astana sürecinin garantörleri Rusya ve İran üzerinden rejime mesaj veren Türkiye’nin, terör örgütleri konusundaki çekinceleri, ABD’nin çekileceği yerlerde boşluk doğmaması yönündeki endişeleri Putin tarafından bu öneriyle yanıtlanmış oldu. Putin, Esad’ın başta PKK/YPG olmak üzere terör örgütleriyle mücadele zemininin Adana Mutabakatı olduğunu söylüyor. Rusya’dan bugüne kadar verilen, “rejimle doğrudan görüşün” mesajlarına da bir ara formül bulunmuş oluyor. 20 Ekim 1998’de imzalanan Adana Mutabakatı, Suriye’ye PKK’nın ülkedeki faaliyetlerinin yasaklanması, terör örgütü üyelerinin çıkarılması ve faaliyetlerine izin verilmemesi konusunda birçok yükümlülük getiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz Suriye’nin terör unsurlarından arındırılması için tüm aktörlerle temas halindeyiz. PYD-YPG’nin Münbiç’i boşaltmasını Rusya ile de konuşuyoruz. Münbiç’i temizledikten sonra hedefimiz Münbiç’in yerli halkının oraya yerleşmesini sağlamak. O mutabakatın geçersiz olduğunu söyleyebilen kimse yok. Tam aksine Sayın Putin, o mutabakatın orada bizim terörle mücadelemiz açısından önemli olabileceğine işaret ediyor. Suriye meselesine çözüm bulma süreci çerçevesinde, Rusya ve İran ile yoğun temas halindeyiz. Bu sayede Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmasını engellemeyi başardık.”
 2011 Mart’ında ‘Arap Bahar’ının etkisiyle küçük gösteriler halinde başlayan kıvılcım; Suriye’de birkaç ay sonra bu savaş bitecek hesabı yapılmış olsa da, mesele tam bir iç savaş halini aldı ve milyonlarca kişi ülkesini terk etmek  durumunda kaldı. Bunca olup bitenlere bugün dönüp bakıldığında başta Türkiye ve komşu ülkeler için Suriye de barış ve huzurun şart olduğunu  kabul etmek lâzım. Suriye meselesi tahminlerin de ötesinde karmaşık, riskli ve bir o kadar da büyük tuzak. Artık Suriye’de iktidar değişikliği unutuldu, onun yerine Suriye’nin nasıl ve kimler tarafından imar edileceği konuşuluyor. Dün Irak’ı yerle bir eden zihniyet ile bugün Suriye’yi bombalayıp yıkanlar aynı. Dün Irak’ta olduğu gibi şimdi de Suriye’yi uzun dönem borçlandırarak ve yer altı kaynaklarına el koyarak kendi menşei bombaları ile yıktıkları yerlere yeni şehirler kuracaklar. Peki, milyonlarca mahzun sivil halk can verdi, sakat kaldı, evinden-yurdundan oldu bunu nasıl düzeltecekler? İşte dünya siyasetinin çirkin ve dönek yüzü…

                                                                                                                     

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER