Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
ECESU Delikkaya

KATİLLERİMİZ

Sanki hepimiz evimizde birer katille yaşıyoruz gibi.

Aynı sofraya oturuyoruz,

uyumadan önce iyi geceler diliyoruz

veya onunla uyuyoruz.

Kimimiz yaşadığı bir kaç odacıklı veya büyük bir odada yaşıyor  onunla,

kimimiz dostluğumuz da ,kimimiz aşkımızda ,kimimiz hasretimizde.

Bizi içten içe öldüren ,manipüle eden, biz fark etmeden bizi değiştiren katiller onlar. Evet fiziksel ve biyolojik olarak hepimiz yaşıyoruz.

Lakin onlar aracılığıyla yemek yiyoruz ama tat alamıyoruz ,solunum yapıyoruz lakin nefes alamıyoruz.

Genelde kadınlarımızın ve kızlarımızın maruz kaldığı o seri katiller, geçmişte azınlıkta iken şuan ki dönemimizde git gide artıyorlar. V bir kız çocuğu olarak kendi katilimi teşhis edemediğimden hükümlüyüm sanki bunca korkuya ve eşliğinde kedere.

Sokaklarda adım adım kanarken her sabaha başka bir katil doğuruyorum,

bir başka meleğin kucağına.

Artık inanıyorum ki bir başka Atatürk’e kadar durum değişmeyecek .

Çünkü fikrimce halk olarak buna hazırlandık .

Bunalımdan bunalıma itildik .

Seçme hakkımız var iken yok sandık. Hayatlarımız bir kaç kutucuğa atılan üç beş zarfın davasını gütmekten ibaret hale geldi. Yorulduk. Yaslandıkça düştük. İşte şimdi artık birer oyuncağız; istenilen yere koyulan ,ipini çekmedikçe sesini çıkartamayan küçük oyuncaklar. Meydan okumalarımız şaka gibi algılanıp hissedilmedi.

Çığlıklarımızı bastıracak kopya marşlar vardı sokaklar da.

İnsanların duygularını kışkırtan ve kontrol altına alan reklamlar vardı televizyonlarda.

Acil durumlar için ayrılan bölgelerde koskocaman binalar vardı. Dışarda deprem olurken veya yangın çıktığında sığınıp bol bol alış veriş yapabileceğimiz avmler vardı caddelerde .

Acaba hangi mazlumun kabusuydu yaşanılan. Ya da hangi zalimin rüyası.

Ne garip değil mi birinin eziyetinden ötekinin keyif alması ve de üstüne bununla yükselebilmesi.

Belki de sadece bir şizofrenin atağındaki halüsinasyonlardı bunlar.

Çünkü gerçek bir zamanda ve sağlıklı bir düşünme stiliyle ancak bir şizofrenin gördüklerini anlattığı psikologun gece çalışması olabilirdi  yaşananlar.

Şimdi ise bu hastalıklı düzende ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Hayat kadınlığı yapan anneler, sokaklarda yatan üniversiteliler ,yanan ormanlar, elini kolunu sallaya sallaya gezen tecavüzcüler katiller ,soğuk ve ıssız mezarlıklarında dolaşan naif ruhlar ve başlarında ölmedin sen diye haykıran ana babalar .

Şimdi soruyorum sizlere hangi evlat hangi ocak hak etti bunca acıyı  kederi.

Ne yapmış olabilirlerdi böyle bir lanetle yaşamaya mecbur bırakılacak kadar.

Hadi insanları bir kenara bırakalım dilsiz MELEKLERİMİZİN günahı neydi ?

Bizimle aynı havayı solumaktan başka. bizlere huzur ve sadakati öğreten onlardı oysa ki.

Doğru ya bizler insanoğluyuz iyiye güzele yönelmek yerine onu ayaklar altına alanız. Şeytana küfürler yağdırıp yine onun kurallarına göre oynayanız.

Mevlana’nın gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve onun felsefi düşünsel yapısında büyük olgunlaşmalara sebep olan Şems-i Tebrîzî ‘nin bir sözüyle cevaplamak isterim. Bu fani gezegendeki bütün acı veren namahrem nedir bilmeyen arsız mahlukatların yaptıklarını ; ‘Ey insan Kaf Dağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma… Üzdüğün kadar üzülürsün’

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER