baskentpostasi @ gmail.com

Kadınlar, yaratılışlarından gelen yüksek sezgi güçlerinden dolayı, evlilik sorunlarını kocalarına göre daha erken dönemde fark ederler. Bunun için de erkenden konuşmaya ve sorunları dile getirmeye başlarlar. Onların bu dönemde kaygı ile dile getirdikleri sorunlar karşısında, olayın tam farkında olmayan koca, sorunu fazla ciddiye almaz. Çünkü ona göre gerçekten ortada kaygılanacak önemli bir sorun yoktur. Sorun her dile geldiğinde, “Bir şey olmaz”, “düzelir”, ”değişir,” “böyle de gideriz”, “abartıyorsun”, “aslında ciddi bir sorunumuz yok”, “haline şükret” gibi kısa ve net cevaplarla kadının sorunu konuşmasına izin vermek istemez. 

Bundan dolayı, kadınlar evlilik danışmanına geldiklerinde bir yığın sorun anlatırken, erkekler ısrarla gelmekten kaçındıkları gibi, gelseler bile, “Hocam, aslında bir sorunumuz yoktur, her evlilikte olan şeyler bunları eşim biraz abartıyor” deyip, konuşmak istemezler.
Kadın, mevcut sorunlarının yanında, bir de kocasının sorunu ciddiye almayan tavırlarına içerlenir. Kocasına karşı konuşacak, yakınacak bir sorunu daha olmuştur kadının. Oysaki o, sabırsızdır, sorunu bir an önce düzeltmek ister. Olay böylece bir kısır döngüye dönüşür, kadın konuştukça, eleştirdikçe, erkek karşı çıkar, rahatsız olur, evden ve hanımından uzaklaşır ve huzuru ev dışında aramaya başlar.
Erkek karşı çıktıkça, kaçtıkça, evden uzaklaştıkça kadın ya eleştirinin dozunu daha da artırır ya da “nasılsa hiçbir şey değişmiyor”, deyip iyice kabuğuna çekilir, ayrı bir dünyada yaşamaya başlar. Veya boşanma düşüncesini artık gündeme getirir. İşte ancak o zaman erkek, gerçekten evliliğinde bir tehlikenin olduğunu fark eder. Ama çoğu zaman iş işten geçmiştir bile.
Kadınların evlilik hayatında fazla konuşan taraf olmalarının bir diğer nedeni de, kocalarının davranışlarını değiştirmeye ve kafalarında oluşturdukları koca imajına uygun hale getirmeye çok hevesli olmalarıdır. Erkeği, bir türlü olduğu gibi kabul etmeye yanaşmaz. Bunun için erkeği sık sık eleştirir. Erkeğin birçok davranışını, hareketini, konuşmasını, işini, dostlarını, ailesini, ilgisiz oluşlarını, romantik olmayışlarını eleştirip durur.
He iki durumda da kadının eline geçen çok büyük oranda hayal kırıklığı, kocasında ise maksadının tam aksine bir değişim ve uzaklaşma olmasıdır.
Peki, kadın konuşmamalı mıdır?
Kadın da erkek de sorunlarını mutlaka konuşmalıdır, kimse sıkıntısını içine atmamalıdır. Ancak konuşmayı, anlatmayı seven kadın bunu usulüne uygun yapmalıdır. Eskilerin bir sözü vardı: "Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir." Yani hedefimize ulaşamıyorsak, bunun nedeni usul ve yöntem eksikliğindendir. Gerçekten de geriye dönüp baktığımızda bazı şeyleri başaramamış, yıkıp dökmüş yahut eksik yapmışsak, bunun nedeni karşı tarafın kötü veya uzlaşmaz olması değil, bizim yol yordam bilmememizden yani metotsuzluktan kaynaklanmış olduğunu görürüz.
Bunun için evlilik ve aile danışmanı olarak kadınlara önerim şunlardır.
Her zaman değil, uygun zamanda konuşun: Öncelikle sorun, ne kadar ciddi olursa olsun mutlaka uygun zaman seçilmelidir. Sıcağı sıcağına yapılan konuşmalarda akıldan ziyade duygu ön plana geçtiği için, sorun çözülmez, aksine yenileri eklenir. Erkeğin yorgun olmadığı, stresli olmadığı, kısaca eşinizin eşref saatinde konuşun.
Sürekli değil, zaman zaman konuşun. Bazen kadınlar, sorunu bir an önce çözmek, kocanın davranışlarını hemen değiştirmek için aynı konuyu sürekli, bıkmadan usanmadan gündeme getirirler. Bu da karşı tarafta o davranışa karşı direnç oluşturur. Erkek, sırf hanımı sürekli istiyor diye, olumsuz davranışını değiştirmek istemez. Hatta, ileriki aşamalarda, inat olsun diye hatalı davranışını savunmaya bile başlar.
Sürekli eleştiriye maruz kalan, sürekli bir kusuru, hatası söylenen, “sen hiç değişmeyeceksin, yine şunu unuttun, yine şunu yaptın” gibi sözlere muhatap olan erkek, kendisini yetersiz, beceriksiz, başarısız hisseder. Bu yaklaşım, başarı ve güç odaklı olan erkeği en çok rahatsız eden bir davranıştır.
Onu suçlamadan, aşağılamadan konuşmaya çalışın. Suçladığınız takdirde, değişmeyeceği gibi, daha fazlasıyla sizin kusurlarınızı, sizin olmasa da ailenizin kusur ve eksikliklerini sayıp dökecektir.
Erkekle, bir sorunu yarım saatten fazla konuşmayın. Konuyu ayrıntılarına fazla inmeden, ana hatlarıyla konuşmaya çalışın. Hatta bunun için gerekirse, konuşmadan önce kendi kendinize egzersiz de yapabilirsiniz. Erkek, ayrıntılarda boğulduğu için, uzun süren sohbetlerden sıkılıp, ana konuyu da kaçırabilir. Ayrıca ikinci bir kez, aynı boğulma duygusunu yaşayacağım korkusuyla konuşmaktan kaçabilir.
Unutmayın, bunlar her kadın ve erkek için geçerli tespitler değildir. Kişiden kişiye göre değişebilir. Burada konunun anlaşılması için genelleme yapmak zorunda kaldım.