davutzat @ gmail.com

Her hayat kendi tarihini yazar. Her yaşanmışlık kendi romanını. Her duygu da kendi cevherini anlatır. Tıpkı her tat ve kokunun kendince özel bir yönü olduğu gibi. İnsanlar da işte böyle geride bıraktıklarıyla anılırlar. Eser, imaj, ad ya da namları ile. Kim ne yaşayıp nasıl itibarlaşmışsa öyle de hüküm sürer gelecek nesillere bıraktığı miraslarla. Yani insanı ele alırken biz genelde dünü ve bugünü ile alırız. Oysa kişi aslında bugünü yaşarken geleceği yaşamış olmuyor mu bir bakıma. Gelecek onun yaptıklarıyla anılacak evlatlarında ve çevresinde. Falanın oğlu, filanın kızı falancalar gibi lakap, ad ve sanlarla yaşayacaklar...

Gerçek manada insan olanlar; etiketi kadar kendiside paha biçilmez olanlar değil midir? Cimri ve pinti olmayanlar, merhametli ve adil olanlar bu kaliteyi yakalayanlardır. Menfaatleri için el etek öpmeyenlerdir onlar. Yerini korumak için emir erliğine soyunmayan ve uşaklık etmeyenlerdir. Hiç şüphe yok ki, insanlığın, adamlığın yüksek burçlarında izzet ve şeref sahibi olarak yaşayabilmektir esas olan. Ve bu uğurda ödenmesi gereken tüm bedelleri göze almak, yeri geldiğinde de ödeyebilmektir. Başı dik, alnı açık, vicdanı rahat olabilmektir. Kula kul olmamak, paraya, makama ve mevkie uşak olmamaktır.  Haktan yana gözünü budaktan sakınmamaktır kaliteli insan olabilmek.

Paylaşmanın, duygunun hazzını alanlardır adını geleceği yazdırmak isteyenler. Bilgisayar disketi soğukluğunda olmayanlardır. Cıvıl cıvıl bakabilen, güler yüzlülüğü sadaka bilen, karnından konuşmayan, net ve şeffaf olabilenlerdir. Hâsılı saymakla bitmeyecek erdemleri bünyesinde barındırmaktır adıyla anılmak. Topraktan geldiğimiz gibi yine toprağa gideceğini, aldıklarınla değil verdiklerinle karşılanacağını unutmamaktır. Hayatın sonsuz değil ölümlü olduğunu idrak edebilmektir.

Bize öğretilen ve bizim de tatbik etmeye çalıştığımız “insanlık ve adamlık” ölçüsü böylesi tanımlara denk düşer!  İllaki, insan yaratılışı itibariyle hatalara ve eksikliklere müsait yaratılmıştır. Kulluk gibi bir acziyeti, eşrefi mahlûkat gibi üstün özellikleri tezat bir şekilde bünyesinde barındırıyor. Yani fazilet de insan için hatalar da insan içindir.

Allah cc kuluna tövbe ve pişmanlık gibi bir kapıyı, hataları düzeltebilmesi adına aralamış. Hem de kıyamete kadar. Her hepimizin dozajları farklı olsa da hataları vardır. Kime karşıdır bu hatalar,  bunun farkında olmalı insan! Bu kusurlara hata diyen değil midir bizzat sınırlarını çizen? Evet, hatanın hata olduğunu ölçüsünü koyan yüce yaratıcımızdır. Bu nedenle insan kendi muhasebesini yapmalıdır. Kendisini kaf dağında görmediği gibi, zillet çukurunu da yuvarlamamalıdır. İşte bu dengeyi yakalayanlar dünyada da ahrette de mutluluğu elde edebilenlerdir zannımca. Hem kendilerine hem de çevrelerine barışık ve pozitif yaklaşanlar gönül erleridir. Adıyla sanıyla güzel bir şekilde anılmayı her daim hak edenlerdir. Şayet bizler de aynı duygu ve heyecan içindeysek adımızın hayırla anılmasını istiyorsak, bu güzel şahsiyetleri taklit etmemiz neden mübah olmasın ki?

Peki, sormak isterim size; siz nasıl anılmayı istiyorsunuz? Adınızla anılacaklar arasına neler eklemekle meşgulsünüz, ne gibi eserleriniz var yarınlarda sizi hatırlatacak. Hepimiz bir parça bu soruları kendimize sormuş olsak, bugünü yaşarken bencil davranmasak daha iyi olmaz mı? Ne dersiniz acaba?