m.tazeoglu @ gmail.com

Toplum önünde yaşayanlar, toplum önünde söz söyleyenler, mutlaka davranışlarının ve sözlerinin hesabını kitabını yapmalıdırlar.
Bilhassa siyasiler olmak üzere, bürokratlar, valiler, kaymakamlar, din görevlileri, Stk temsilcileri, sanatçılar, bilim insanları ve toplumun kanaat önderleri ölçülü yaşamalı, ölçülü konuşmalı, deyim yerindeyse üç düşünüp bir konuşmalıdır. Aksi durumda, bu günlerde olduğu gibi akşam haberlerinde, gündemin yarıdan fazlasının “Birilerinin kuyuya attığı bir taşın başka birileri tarafından çıkarma çabaları” olduğunu görürüz ve de izleriz. Böyle olursa ne mi olur?
Ülke gerçek gündeminden uzaklaşır.
Çözüm bekleyen problemler halı altına, kapı arkasına saklanır.
Habbeler kubbe, kubbeler habbe yapılır.
Yalan yanlış haberlerle toplumda travmalar oluşur.
Yalan yanlış bilgiler gerçekmiş gibi kabullenilir.

At izi it izine karışır, önemli yanlışlar sıradan hale gelir ve zamanla yaşam biçimine dönüşür.
Gözden kaçan ve güçlü karşı tepki verilmeyen bir çok yanlış söz ve davranışlar zamanla meşruiyet kazanır. Tam tersi, gereksiz tepki verilen doğru söz ve davranışlar da tesirini kaybeder. Ve daha saymakla bitmeyen olumsuz sonuçlar doğurur…
Tüm bunların temelinde: toplum olarak değerlerimizi yitirmemiz ve “Desinler” diye yaşayıp, “Ne derler” diye korkarak yaşamamız yatmaktadır.

Bizim Temel belinde sürekli Hançerle dolaşan Haso'ya sorar:
Ula Haso! Senin bir düşmanın mı var? Birinden mi korkuyorsun belinde bu Hançerle dolaşıyorsun?     

Haso:
Yoo kimseyle düşmanlığım da yok, birinden korkum da yok! Temel:
O zaman niye taşıyorsun bu hançeri uşağum!               

Haso:
Hiiç!!! "Desinler ki Haso'nun Hançeri var daa!" der…
Etrafımıza baktığımızda, toplum önünde “Desinler” sarhoşluğuyla “Ne derler?” korkusu arasına sıkışmış her profilden, her meslek grubundan insan görebilirsiniz. En acı olanı da bunların çoğu halkı yönlendiren, halkı ‘’güya” bilinçlendiren ünvan ve etiket sahibi kimselerden oluşmaktadır.

Eee, devir değişmiş, insanlar başkalaşmış olunca; sevginin aşkın terennümü olan şarkılarla bile sanatçılar siyasi mesajlar veriyor, bilim adına çalışan hocalar, oda başkanları siyasete yön vermeye çalışıyor, imam, öğretmen, doktor, siyasi düşüncesini mesleğine karıştırıyor hatta tamamen siyaset üstü olması gereken engelli STK’ları, yardım ve eğitim kuruluşları bile siyasi görüşünü izhar ederek amacından uzaklaşabiliyor.  Asli işi siyaset olan siyasi kurum ve kuruluşlar da iyice kutuplaşıp, ortak bir paydada bile buluşamayınca; en ufak bir tartışmada ya da düşünce paylaşımında, ortaya gerginlik, kin ve nefret söylemleri saçılıveriyor…

En basit örnek olarak, Halil Konacık hocanın bir vaazından yola çıkarak konunun nerelere vardığını ve karşılıklı nasıl bir kin ve nefretin ortalığa saçıldığını görebiliriz. Doğru olana taraf olmak gerekirse; Halil Hoca görevini icra ediyor ve görevi de Kur’an’ın emir ve yasaklarını anlatmak. Üslup elbette tartışılabilir ancak bu ona “Sen bunları konuşma, sen işine bak” denmesini de gerektirmez. Hele hele siyasi mecraya çekilip linç edilmeye kalkışılamaz.
Kısaca durumdan vazife çıkartılıp, “Desinler” diye cevap verilip, siyasi taraftarına yaranılmaya çalışılamaz.

Varsa bir kusur, noksan ya da yanlış; bağlı bulunduğu merci gereğini yapmalıdır.
"Desinler" ve “Acaba ne derler” hastalıkları çok zararlı hastalıklardır vesselam!

Kalın sağlıcakla…