mansursacan @ gmail.com

   Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla beraber, medya ve siyasiler eliyle ve halkın çoğunluğunun tensibiyle, salgının pabucu dama atıldı. Savaş haberleri, gelip ülke gündeminin başköşesine yerleşti. Akaryakıt zamları, gıda fiyatları, kadın cinayetleri ve sosyal hayata dair ne varsa savaşın gölgesinde flulaştı.

   Dünkü bilim kurulu toplantısı sonrası sağlık bakanının salgın tedbirlerini gevşetmeye yönelik açıklamaları fazlaca ilgi görmedi. 2019 yılı mart ayında ülke gündemine bomba gibi giriş yapan salgın, sene-i devriyesinde çatapat mesabesinde bir sadelik ve siliklikle sahnelere veda edecek gibi gözüküyor. İhtişamlı başlangıca yaraşır bir performans sergileyen salgın, savaşın gölgesinde elveda bile demeden, kimseleri selamlamadan aramızdan ayrılacak gibi. Doğrusu, üç yıla yakın bir zaman soluk soluğa bir performans izlettikten sonra, bu biçimde sessiz sedasız sahneyi terk edecek olması içimi burkuyor.

   Sayın Bakan; “Açık alanda, havalandırması yeterli mekânlarda ve sosyal mesafenin korunabildiği ortamlarda maske takılmasına gerek yoktur.” Dedi. “Maskeyi takmayacağız, ama her an takılmaya hazır cebimizde taşıyacağız. Salgını gündemimizden çıkarmanın vakti geldi.” Diye ekledi. “Çünkü savaş başladı, planlar ve konjonktür değişti.” Demedi.

   Tedbirlerde yapılan gevşetmenin ilk günü sokaklardaki, toplu taşıma araçlarındaki durum gevşetme öncesinde nasılsa öyleydi. Tedbirlerdeki gevşeme sokağa yansımadı. Bakanın, ‘takmayacağız, ama her an takmaya hazır cebimizde taşıyacağız’ dediği maskeler, insanların çoğunluğunun ağzında nizami şekilde takılıydı. Savaş bitti, çekiliyoruz komutuna rağmen eller tetikte, gözler nişangâhta ve teyakkuz halindeki askerler gibiydi insanlar.

   Bir Amerikan filminde Vietnam’da gazisi bir askerin normal hayata alışmakta yaşadığı sıkıntılar anlatılıyordu. Asker sık sık kâbuslar görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Babacan tavırlı komutan , “Savaş bitti asker, bitti.” Diyordu. Cephede kendini kıymetli görüp, hayatını, verdiği bu savaşla anlamlandıran asker, savaşın sona ermesiyle, bunalımlı bir boşluğa ve anlamsızlığa düşüyordu.

   Cefakâr halkımız, salgınla verilen savaşı, yaşamı anlamlı kılan, mücadeleyi kutsallaştıran bir ideal gibi benimsemiş halde. Maskeyi ağzından çıkarıp cebine koymak, kahraman bir askerin silahını paslanmaya terk etmesi kadar yaralayıcı geliyor. Oysa bakan, savaş bitti demedi. Silahınızı şarjör tam dolu, emniyet kapalı olarak, her an kullanılmak üzere omuzunuza asın dedi. Şu an tehlike yok, sadece elinizi tetikte, gözünüzü nişangâhta tutmayı kesin artık dedi.

   Halkımız, kendisine biraz gizem, biraz çekicilik ve seksapalite kattığına ve bir nebze de virüs belasından koruduğuna inandığı bu nesneden vazgeçemiyor. Maskesini çıkardığında kendini çıplak hissedebilecek hasis insanlar da vardır. Petrol mamulü bu elyaf malzeme ile fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikolojik yönden duygusal bir bağ kurmuş haldeler. Maske, baskıyla, dayatmayla ve zorla hayatımıza girmiş olmasına karşın yurttaşların ekseriyeti, serbestiye rağmen maskeden bir anda vaz geçemiyor. Hakikatte, maskelerin zararlı oluşunu namuslu bilim insanı ve tıpçılar onlarca video, yazılı belge ve sözlü beyanlarla ortaya koydular. ‘Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’ misali, T.C. Devleti adına vatandaşın sıhhatini koruma vazifesini ifa eden bakanlığın, karar ve uygulamaları bu işin nasları olarak kabullenildi ve az bir dirence karşın geniş bir katılımla uygulandı.

    Şimdi aynı devlet, adeta kuş misali doğadan toplayıp küçücük bir kafese tıktıklarını, daha geniş bir kafese salmak istiyor. Lakin, temsili ürkek kuşlar, küçücük kafesin konforsuzluğuna, huzursuzluğuna ve verdiği acıya öyle bir alışmışlar ki, daha geniş bir kafeste bu konforu bulamayacakları endişesiyle kafeslerine dört elle sarılıyorlar. Evet, pandemiyle başlayan, doğal ortamından ve normal yaşamdan koparılma süreci, kuşları kafese bağımlı hale getirdi... Şimdi kafesin kapısı açıldı... Özgürlüğe âşık olan çok az bir kısım, o kafese en başından hiç itibar etmedi... Baskıya direnemeyip o kafese girmek zorunda kalanlar da, kapı aralanır aralanmaz pır diye uçuverdi...

   Öğrenilip kabullenilmiş itaatte belki de huzur vardır... Herkes taktığı maskesi, koruduğu mesafesiyle mutluysa, toplumun genel huzuru için herhangi bir problem yoktur. Yeter ki, diğer kuşlara, o kafese girmeleri için cebir, ikna ve faşizan sözlerle müdahil olunmasın...

   Normalleşmemiz biraz zaman alacak gibi gözüküyor. Kâbuslar gören Vietnam gazisi asker gibi, kimilerinin savaşsız, silahsız bir hayata ayak uydurmakta zorlanacakları kesin. Bu süreçte ayarlarımız ve ruhsal dengemiz karmakarışık oldu. Çok ağır bir bombardıman altında üç yıl geçirdik. Çok zayiat verdik, silah arkadaşı kollarında can veren neferlerimiz de oldu. Bu psikolojiyi atmak ve hayatın normal akışına dönebilmek kolay değil. 

   Anormallikleri, üç yıl boyunca normaller olarak kabullenmeye itildik ve cebre maruz kaldık. Dezenfektanla banyo yapmaya, kolonyayla abdest almaya alışmış bünyelerin bir anda bunu terk etmelerini bekleyemeyiz. Normale dönme süreci anormale dönme sürecinden daha çetin gibi gözüküyor. Normal, o kadar unutturuldu ki maskesiz kalabalığa karışmak çıplakmış gibi bakışları ve tepkileri çeker oldu.

   Savaş bitti. Kaybettik, çekiliyoruz. Kimse, bizden mağrur ve muzaffer bir eda beklemesin. Evet yenildik. Bizler yel değirmenine savaş açmış Don Kişot’lardık. Aslında, yel değirmenleri bize hiçbir zaman saldırmadı. Biz onları alt etmek için yola çıktık. Ve Mehmet Ceyhan’ın kelimeyi telaffuz edişiyle ‘sonnadan’ anladık kavga ettiğimiz şeyin yel değirmeni olduğunu. Çok kayıplar verdik, çok yaralandık, şükür ki bu savaştan da yüzümüzün akıyla yenilerek ayrıldık. En kötü barış, en iyi savaştan daha iyidir.

   Ümit Besen’in şarkısında dediği gibi ; “Alışmak sevmekten daha zor geliyor/ Alışmak bir yara/Bağrımda kanıyor/ Sen yoksun kollarım/Boşluğu sarıyor/ Alıştım bir tanem, alıştım sana…

    Son söz olarak; kolları sıvamak isteyen sıvasın, maske takmak isteyen taksın. Kimse kimseye ‘ben kolları sıvadım, sen de sıvayacaksın, maske taktım sen de takacaksın’ demesin yeter, gerisi hallolur.  İğne, kolları sıvayana şifa, maske, takana mübarek olsun.