seyigun @ gmail.com

                                          

Evlilik kurumunu temelden sarsan en büyük olayların başında aldatma gelir. Bu tutum, büyük bir günah olduğu gibi, evlilik kurumuna saygısızlık ve birlikte yola çıkılan ebedi hayat arkadaşına karşı büyük bir haksızlıktır, darbedir.  Ancak çok ilginçtir ki, kişileri aldatmaya götüren birçok etkenden birisi de yine hayat arkadaşının ta kendisidir. Yani onun tutum ve davranışlarıdır.

Öncelikle şunun altını çimek istiyorum. Hiçbir gerekçe, hiçbir neden, insanın eşini aldatmasını mazur gösteremez. Çünkü nedeni ne olursa olsun böyle bir günahın ve saygısızlığın gerekçesi olamaz ve yapanı mazur gösteremez.

Burada vurgulamak istediğim,  evlilikte yaşanan sadakatsizlik olayında, oranlar farklı da olsa, her iki tarafın da sorumluluğunun olduğu gerçeğine dikkat çekmektir. Bu sorumluluk öncelikle eşlerin birbirinin ihtiyaçlarını karşılamalarıyla başlar.  Çünkü evliliğin en temel nedenlerinden birisi insanın biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını gidermesidir. Bundan dolayı evliliğin uzun ömürlü ve huzurlu bir şekilde devam etmesi karı-kocanın birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamasına bağlıdır.

Bu ihtiyaçların başında ise eşlerin birbirine göstereceği sevgi ve saygı gelmektedir. Kişi, ancak eşi ile karşılayabileceği bu doğal sevgi ihtiyacını gideremezse, farklı arayışlara girebilir. Bunların başında ise, maalesef “sadakatsizlik”  gelir.

Bu sadakatsizlik süreci şöyle bir aşama izler.

Toplumumuzda karı-koca ilişkilerinin giderek zayıfladığını bilen sevgi simsarları, sevgi açlığı içinde olan kişileri çok kolay bir şekilde ağlarına düşürmenin planlarını yapmaktadırlar.  

Akıllı telefonlar aracılığı ile sosyal medyada iletişim kurmanın kolay ve gizli olmasını fırsat bilen bu simsarlar, sevgi açlığı içinde olan kişileri takip etmektedirler. Eşinden yeterince ilgi, iltifat ve saygı görmeyen kişiler, sevgi depoları boş olduğu için, bu simsarların güzel sözlerine inanırlar.  Çünkü ilk başlarda, kendileriyle ilgili güzel sözler hoşlarına gitse de bunların beyaz yalan olduklarını bilirler.  Ancak zamanla bunlara gerçekten inanmaya başlar ve kalbi bağlarını güçlendirirler.

Gazetelerin 3. Sayfa haberlerine baktığımızda bu işin çok da kolay olduğunu görürüz. Nitekim aldanma ve aldatmasına ihtimal vermediğimiz üniversite mezunları, akademisyenler, savcı ve hâkimler, yazar ve sanatçılar bile eğitim seviyesi düşük sıradan insanların sevgi sözlerin kanıp tuzağa düşmektedirler.

Bunun psikolojik dinamikleri vardır. Şöyle ki,  insanın duyguları düşüncelerini, düşünceleri de davranışlarını belirlediği için, sevgi deposu boş olanların da duyguları onların bakış açısını değiştirir. Kendilerine ilgi gösteren, sevgi sunan insanlara inanma eğilimleri güçlü olur. Onları çok iyi, yardım sever, şefkatli ve huzur veren kişiler olarak algılamaya başlarlar.

Tehlikeyi fark eden yakın çevrelerinin uyarıları onlar için bir anlam ifade etmez. Çünkü sevgi simsarları aracılığı ile uzun zamandır aç kaldıkları sevgi ihtiyaçları doymakta, eksik tarafları giderilmekte ve beyinlerinde onları rahatlatan ve huzur veren hormonel aktiviteler çoğalmaktadır. Bunları gerçeği görmelerine engel olur.

 Son aşamada, kendilerine yakın ilgi gösteren kişileri kaybetmek istemedikleri için onların sevgisini kazanma uğruna her türlü fedakârlığı yapabilir duruma gelmektedirler. Televizyonların ilgili programları, bu uğurda başta namusu olmak üzere, ahlaki değerlerini, maddi imkânlarını ve çocuklarını bile feda etmekten çekinmeyenlerin acı hikâyeleri ile doludur.  Seyircilerin anlayamadığı, “nasıl olur da bir kadın veya erkek, eşini aldatarak bu kadar ahlak düşüklüğüne saplanabilir?, diye sordukları sorunun cevabı işte burada yatıyor.

Burada birinci derecede sorumlu olan, duygularına mağlup olup, evliliğini, hayat arkadaşını ve değerlerini ayaklar altına alan kişidir. Ancak, diğer eşin de hatası veya yanlışının da büyük payı olduğu unutulmamalıdır.

Evli çiftler, birbirlerine olan sevgilerini sadece sözde değil de eylemde de göstermelidirler. Özellikle yaşanan bazı hayal kırıklıkları ve kalp kırıklıkları diğer eşi sevgiden mahrum etme  cezasına dönüşmemelidir. Çünkü bu ceza uzun vadede sadece ikisini değil, tüm aile çevrelerini de acı içinde bırakır.

Eşimize,  iş işten geçmeden, onu kaybetmeden önce hak ettiği sevgi, ilgi ve hürmeti gösterelim.

sabrieyigun@hotmail.com