ramercbey @ gmail.com

Ünlü tarihçimiz Prof. İlber Ortaylı da bugün ünlü aktörümüz Cüneyt Arkın hakkında bir yazı kaleme almış. Malûmâlileri bendeniz de 29 Haziran tarihli yazımda merhum hakkındaki fikirlerimi yazmıştım.

Ortaylı hocanın yazısının «ARKEOLOGYA» başlıklı ikinci bölümünde “Tabii Osman Hamdi Bey’in zamanında ünlü mimarımız İstanbul İtalyanı Raimondo D’Aronco’nun tersîmiyle bugünkü Arkeoloji Müzesi’nin girişimi yapıldı” cümlesinde geçen «tersîm» kelimesi dikkatimi çekti.

Argoda “tersim fenadır” diye bir laf var. Bazılarının ilk anda akıllarına bu düşmüş olabilir. Oysa hocanın değerli yazısını merak ve dikkatle okuyan biri (mánâsını bilemese de) asla böylesi bir yanlışa düşmez.

Bendeniz, resimle alâkalı bir kelime olduğunu çok az da olsa Osmanlıca bilgim sayesinde anlamıştım. Ancak ne yalan söyleyim, tam olarak anlamını bilmiyordum. Tabiî ki lügate baktım.

Tersîm, gerçekten de Arapça «resm» kökünden geliyor, çizmek, resmini yapmak şeklinde fiil haline gelirken tersîm oluyordu.

“Resmini yapma, şeklini çıkarma, çizme” demekti. Lügatte ünlü yazarların tersîm’i kullandığı cümlelerle de misâllendiriliyordu:

“San’at-ı tersimde mahâret iddiâsında bulunan bir adam, yeni yaptırdığı evini bâzı ahibbâsına gezdirdiği sırada..." (Fâik Reşat) “Ederdi yerlere raksan hayâller tersim (Hüseyin Sîret). “… bir kadının saçlarını tabiatta olduğu gibi birer birer, tel tel tersim ediyor” (Reşat Nuri Güntekin).

Ve kelimenin sıfat hali olan “tersîmî” (nispet eki -і ile) çizimle, tersîmle ilgili olarak  bendenizi biraz biraz daha müteessir eden “Tersîmî Hendese” yàni “Uzay Geometrisi” oluyordu iyi mi?

Hani bazı dingillerin (İlber Ortaylı hocanın tâbiriyle “câhil” deyip geçtiğimiz) ahkâmıyla Osmanlı ilimlerde, fenlerde geri imiş ya... İşte uzay geometrisi (Tersîmî Hendese) ile falan uğraşıyormuş o câhiller.

Muhterem okurlarım, her fırsatta seni ecdadından ve onun cibilliyetini tersîm eden bilge ve bilgin duruşundan soğutmaya çalışıyorlar, böylesi adi ve yalan beyanlarıyla, iftira ve karalamalarıyla.

Bendeniz de bir kelimeden (tersîm) yola çıkarak asıl onların ne denli cehalet içinde yüzdüklerini izhar (áşikâr) ediverdim.

Bir kelimeyle bile arsız suratlarına attıkları çamurları iade etmek mümkün. Sakın ha bunların bir halt olduklarını sanıp mücadelenizi sekteye uğratmayınız. Hepimiz yegan yegan gerekirse sosyal medyadan da yürüyerek bunlara hadlerini kolayca bildirebiliriz.

Bu tarih bizim. Bu vatan bizim, bu millet ve bu ümmet bizim. O hâlde birileri meydanı terkedeceklerse onlar terkedecekler, biz değil!..

Allah için yola devam. Hayırsızlara, fırsatçılara, benliğine tapan, sizi görmezden gelerek itibarsızlaştırmaya çalışanlara, Allah için değil şöhret için çabalayan zavallı eziklere rağmen yola devam.

Muhterem okur bu “yola devam” işini de bir parti lafı olarak kabul etmeyiniz. Yol Kur’ân’da, günde beş vakit namazlarınızda okuduğunuz Fatiha Sûresi’ndeki yoldur. Bir partinin sloganı içine hapsolunacak, ya da partizanca kullanılacak kadar háşa basit ve hacimsiz değildir yol.

Yolların en doğrusu, “Sırat-ı Müstaqîm”dir. Mağdubin ve dallinin (sapmış ve dalalette olanların) yolu bozuk, Fatiha’nın ifadesiyle, “kendilerine nimetler verilmiş olanların yolu” ise sırat-ı müstaqîm, yàni doğru (sahih, istikamet üzere olan Hak) yoldur.

İşte biz Müslümanlar, bu ülkenin has evlâtları, bu sağlam ve Hak yola devam edeceğiz, etmeliyiz, yılmadan bu yolda yürümeliyiz. 03.07.2022