ramercbey @ gmail.com

Siyonizm yirmibirinci yüzyılda önemli bir karar aldı. Filistin toprakları dışındaki Müslümanları öldürmeyecek, kendilerine benzeteceklerdi.

Hattâ dünyanın her yerinden toplayıp getirdikleri Yahudilerin rahat etmesi için öldürmeye devam ettikleri Filistinlileri bile, soykırımda tamamen bitirmeyecek, cüzî, azınlık bir, bilemedin ikibin Arap bırakıp onları da kendilerine benzetecek, dünyaya karşı demografik bir «look» (bak) belgesi olarak kullanacaklardı.

Dün (19 Ekim) Bosna Hersek’in kurucu lideri, Boşnak kardeşlerimizin olduğu kadar Müslüman dünyanın da kıymetli büyüğü merhum Aliya İzzetbegoviç'in Hakka yürüyüşünün 18’inci sene-i devriyesiydi.

O kahraman ve bilge lideri rahmetle yád ettik. Akıllarımızda kalan ünlü sözlerinden biri ve belki en çok bilineni şudur:

“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir...”

İsrail Terör Devleti de bu nedenle yukarıda da belirttiğimiz gibi tüm Filistin halkını yok etmeyecek; birkaç bin Filistinli (yahudileştirilmiş) Arap bırakacak. Kendilerine benzettikleri bu Araplar da artık bir tehlike arz etmeyecek, bilakis dışarıya karşı İsrail’in kozu olacaklardı.

Siyonizm öncülüğündeki bu «benzetme» (aynılaştırma, tıpkısı yapma) yalnızca Filistin’de mi gerçekleşti sanıyorsunuz?

Hayır bu politika en ziyâde bizde yàni Türkiye’de uygulandı. Türkiye Müslümanları önce Batı’nın üstünlüğüne inandırılıp kendine güvenini kaybetti sonra itikaden de çöküp imanını kaybetti, düşmanına benzedi.

Müslüman Türkler dün Çanakkale ve İstiklâl Harbinde, onbeş yaşındaki çocuklarına kadar cansiperane savaşıp yüzbinlerce şehid verdiği halde yenilmedi ama bugün düşmanlarına benzetilerek YENİLMİŞ OLDU.

Yoksa ne Mondros ne Sevr ne Lozan bizim yenilgi belgemiz değildi. Onlar içimizdeki benzetilmişlerin teslimiyet belgeleriydi o kadar. Benzetilmişler zaten merhum Aliya hocanın dediği gibi baştan yenikti.

Biz tarihimiz boyunca sıcak savaşları neredeyse hiç kaybetmedik. Yenilgi (mağlubiyet) nedir pek bilmezdik. İstisnaî harp yenilgilerimiz bile öncesinde düşmana benzemeye başlayışımızdandı.

Muhterem okurlarım, biz ne yitirdiysek, eziklik psikolojine duçar olduktan sonra kaybettik. Yenildiysek ezikliğimizdan yenildik. Binaen’aleyh din kardeşlerime Kur’ân’ın ilkesiyle;mü’min isek mutlak üstünüz, asla ezik olmayalım” diyorum.

( وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ )

Âl-i İmrân Sûresi’nin 139’uncu âyet-i celîlesinde Allah böyle seslenmiş mü’min kullarına. Hasan Basri Çantay ve Elmalılı Hamdi Yazır neredeyse aynı kelimelerle vermiş àyet meâlini:

(Ey mü'minler), gevşemeyin, mahzun olmayın, Siz eğer (gerçekden) mü'min iseniz (düşmanlarınıza gaalib ve onlardan) çok üstünsünüzdür.”

Haddimi aşmak istemem, tefsir değil min gayr’i haddin bir yorum yapmak niyetim. Bunu da üstadların meâllerinden çıkarıyorum:

(Ey mü’minler, gevşeyip üzülmeyin, düşmanlarınıza benzemediğiniz, inancınızı kavi tuttuğunuz sürece eziklik size değil düşmanlarınızadır. Sizler Allah’ın izniyle her daim galibsiniz, onlardan çok çok üstünsünüz.)

Elbette «eğer mü’min iseniz» (in kuntum mü’minin) mündemicindeki hikmet bununla sınırlı değil, fakat ifadenin öncesindeki “mutlaka çok üstünsünüz, mutlaka galibsinizdir, galib geleceksinizdir” ile birleştiğinde «eğer mü’min iseniz» ifadesindeki meânî (mánâlar) fevkalâde dikkat çekici, büyük bir mánâ derinliği kazanıyor.

İşte bu derinlik içinde bendeniz en ziyâde ezikliğin mü’min vasfı olamayacağına dair mánâya dikkat çekiyorum.

Tanıştığım büyük âlimler, hikmet ehli zatlar da böyle inanıyorlardı. Hâkezâ okuduğum Ebu Hanife, Gazali  (radiyallahu anhüm ecmain)  gibi eşhas da diyorlardı: “Mü’min ezik olamaz, çünkü (bizzat Allah tarafından bildirilmiştir ki) mü’min kâfirlerden çok üstündür.”

O hâlde muhterem okurlarım, ilk ve en büyük gayretimiz “düşmanlarımıza benzememek gayreti” olsun. Benzetilmek yenilgidir çünkü. 20.10.2021