halitkorkmaz0661 @ gmail.com

Ukrayna Batı Rusya ve Türkiye

Batı kulübü oltanın ucuna taktığı dayanılmaz lezzetteki Ukrayna yemi ile Rusya’yı avladı.

İçinde bulunduğu çoklu rüzgarların kapalı izobarlarını zorlaması sonucu antisiklon alanında oluşan  haz verici sıcaklığın   yüksek basınca etkisi ile meydana gelen duyguların mastürbasyon algısı yaratması Putin’nin bomba olup yere yağmasına sebebiyet verdi.

Putin’nin öndenizindeki bu şahlanış mabadını  tehlikeye sokmuştur.

Rusya ve Avrupa için bitmez tükenmez bir siyasi, ekonomik ve askeri savaşın başlamasına sebebiyet verdi.

Savaşı, dalgalarını ve sonuçlarını bekleyip göreceğiz.

Artık önce silâhlar, ardından diplomasi konuşacak !

ABD/Batı kulübü ve Rusya arasında ki bu zımni etkileşim öteden beri bilinen bir pandomim olmakla birlikte şimdi sesli olanını izlemekteyiz.

Rusya ve Ukrayna’nın aleni bir savaşa tutuşmaları ardından dünya güçlerinin de aba altından kılıçlarını hazırladıklarını fark etmekteyiz.

Bütün mesele dünyanın merkezi olan Anadolu toprakları, boğazlar ve öncesinde Karadeniz’e hakim olma  ataklarıdır.

Bu bölgeye hakim olan güç pasifikte de dominant olacaktır.

Dünya hegemon güçleri Türkiye’yi tarihte emsali görülmemiş öneme hâiz bir konumda figüran olarak planlarına dahil edebilmek için tahayyül ettikleri harita ve planları muvacehesinde rol biçip sahaya sürmek/düşürmek istemektedir.

Boyunduruk takmadan Türkiye’ye tarla sürdürecekler !

Bir taraftan ABD ve Batı kulübünün uyguladığı ambargolar devam ederken diğer taraftan Montrö Boğazlar Sözleşmesine aykırı alınacak kararları aktive etmesi için Türkiye’den irade kullanmasını isteyeceklerdir.

Hangi karambol ve şartlar Türkiye’yi bu iradeyi kullanmaya mecbur bırakacağını şimdiden kestirmek bir tarafa Batı kulübü Montrö’yü göz ardı ederek alacağı muhtemel  mugayır kararlar için Türkiye’ye uygulama direktifleri vermeye hazırlandığını müşahade etmekteyiz.

Bu kayış kopartan teklifi Türkiye, kendi sandalyesinde kendi kahvesini içerek cevaplayacaktır.

Zira Türkiye merkezi bir güç, ince diplomasi ile yürüyen içi temizlenmiş bir ordu ile temsil edilen omurgalı bir milletin devletidir.

Mezkür savaş alanı Türkiye’yi  çok yakından ilgilendirmektedir.

Savaşın Karadeniz’de başlaması, Türkiye’nin NATO üyesi olması, Montrö’nün uygulanış şekli, savaşan her iki ülke ile görüşebilen tek ülkenin Türkiye olması ve Türk hava sahasının her iki ülkeye açık olması Türk diplomasisinin farklı argümanlar ile etkin ve öne çıkan yönleri çarpıcı durmaktadır.

Görünen o ki Türkiye’nin bir an önce tarafsız politikalarını sonlandırıp NATO’nun aldığı kararları uygulaması istenecektir.

Türkiye’yi yanına alan sırt üstü yatsa yeridir.

Derin bir nefes alıp keyiflerine bakacaklar.

Batının Türkiye’ye uyguladığı açık/gizli siyasi ve ekonomik ambargolar devam ederken  Doğu Avrupa’ya yerleşen Batı/NATO kuvvetleri Rusya’yı geniş bir kuşatma ve tecrit için ilk kapatmak isteyecekleri alan Boğazlar olacaktır.

Türkiye’nin Batı/NATO ile ters düşmesi konumunda Rusya için düşünülen tecritin genişletilerek içine Türkiye’de dahil edilecektir.

Boğazlar konusunda Batı’nın doğal elçileri Türkiye muhalefetindeki 6+1’lik güruhtur.

Türkiye’nin siyasi bileşkesinin birilerine evet birilerine hayır diyeceği konjonktürel durumun ne karşılığında evet ve ne karşılığında hayır diyeceğini bilen bir siyasi irade ile yönetildiğini bilmekteyiz.

Devlette ortak akıl, istişare, tartışma, oydaşma ve şûrâ anlayışları ile yürütmeyi temsilin bir "Türk devlet geleneği" olduğu malumlarınızdır.

Türkiye’nin düşmanlarını kendi içinden seçen bir geleneğe de sahip olması kronikleşmiş hastalıklarından biridir.

İçerideki düşmanlar iktidar olmadan Türkiye’nin siyasi geleceğini dillendirmekte ve kararlar almaktadır.

Çünkü buyuranla savurana bir şey olmuyor.

NATO’nun muhtemel sorumsuz isteklerine Türkiye’nin vereceği karar dünyayı etki altına alacak kararların başında gelecektir.

Artık edilgen bir Türkiye yok!

Türkiye’yi yöneten siyasi irade yirmi yıllık tecrübe ve deneyimleri ile dünyada  ince diplomasi ile  yürüyen ekiplerin başında gelmektedir.

Rusya-Ukrayna savaşında şu ana kadar Türk dışişleri başarılı bir diplomasi yürütmüştür.

Türk SİHA’larının özellikle Batı basınında köpürtülerek anlatılması/övülmesi Türkiye ile Rusya diplomasisinin bozulmasına yöneliktir. 

Rusya’nın Batı kulübü ile uzun soluklu bir savaşa tutuşup başarılı olmasının mümkün olmadığının bilinmesi bir genel savaşta Rusya’nın savaşın başında "nükleer" güce baş vuracağı otoritelerce dillendirilmektedir.

Batı savaş istiyor !

Rusya’yı saldırtıyor!

Rusya saldırıyor ve ABD korkan devletlere silâh satıyor!

Silâh şirketleri ve ekonomileri buna muhtaç.

Rusya ise Ukrayna’nın geniş çayırlarına, yer altı zenginliklerine ve az tuzlu Karadeniz sularına sevdalı.

Rusya bu suları içmeye kendini çok kaptırırsa kısa sürede midesi bozulup "lavman" olma mecburiyetinde kalacağı kaçınılmaz gözükmektedir.

Toptancı bir yaklaşımla savaşı başlatan Rusya’yı perakende ve ağır bir hesap verme dönemi beklemektedir.

Rusya-Ukrayna arasındaki 2’nci barış görüşmelerinin başladığı esnada Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’nin kameralar karşısına geçerek “Hava sahasını kapatın, bunu yapacak gücünüz yoksa bana uçak verin” şeklindeki çaresiz beyanatı Ukrayna’nın Batı’nın boş vaat ve dolduruşlarına kapılarak devletini ve halkını nasıl "cehenneme" sürüklediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sürdürülebilir bir dünya artık yok!

Kanunsuz ve sistemsiz dünyada hegemon güçler zayıf devletlerin üstüne açıktan işemektedir.

Küresel sistemi temsil eden Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesinden her biri arzu ettikleri anda gözüne kestirdikleri zayıf bir devletin malına, insanına ve manevi değerlerine çökerek her türlü câniliği ortaya koymakta ve bu durum mevcut küresel hukuk sisteminde yanlarına kâr kalmaktadır.

Tek çare millet olup, devleti güçlendirip iç barış ve birliği sağlayarak kendi silâhını üreterek kendi barışını tesis etmekten geçmektedir.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen Kanuni Sultan Süleyman’nın aziz hatırasına hürmet ve selâm olsun.

 

 

Saygılarımla.