ramercbey @ gmail.com

Bir kesim “uyanık” ise mutlaka bir kesim de “saftirik”tir.

Diğerleri yàni akıllı, zeki fakat uyanıklık yapmayanlar her daim çoğunluktur ama bu ikisi (uyanık ve saftirik) havadislerin başında yer alırlar...

Uyanık, saftiriği kandırır. Öyle veya böyle olur bu kandırmaca fakat her hâlükârda dikkat çekicidir, haber olur.

Saftiriklerin meşhurları yoktur. Uyanıkların ise meşhurları, en meşhurları vardır. “Ünlü uyanıklar” desek tâbir cuk oturur.

Gazeteci Melih Aşık‘ın yazısında vardı bunlardan biri...

“......Kitabın bir yerinde Yener Süsoy’un “Nimet Abla”nın eşi İsmail Özden’le yaptığı, Milliyet’te yayımlanmış eski bir röportaj yer alıyor. Soruyor Süsoy: −Bugüne kadar sizin sattığınız biletlere çıkan ikramiyelerin toplamı ne kadar?”  Cevaba dikkat:

−Ne bileyim ben... Çok milyonlar çıktı. Büyük ikramiyenin 100 bin olduğu zamanlar tesadüfen, iki ayda bir mutlaka bizim sattığımız biletlere çıkardı. 100 bin değilse, 50 bin çıkardı. Ama biz yine 100 binin satıcısını bulup reklâmımızı yapardık...”

Şaşıran Yener Süsoy bir sual daha soruyor −Onu nasıl yapıyordunuz?..

−Meselâ bir seyyar satıcıya çıkmış veya başka bayiye. Ona parasını öder, alırdık bileti, bizim gişeden çıktı diye reklâmını yapardık...

Melih Aşık şöyle devam ediyor yazısına: “Nimet Abla muhtemelen büyük ikramiyeyi biraz fazla para vererek satın alıyordu. Bu arada basınla ilişkileri iyi yürütüyor, çıkan haberlerin kupürlerini camekâna yapıştırıp müşterileri etkiliyordu. Kocasının zarar ettiği gişeyi ele alıp yıllar içinde kâra geçirmişti. Anlaşılan hayli uyanık ve başarılı bir iş kadınıydı...”

Alın size meşhur bir uyanığın hikâyesi... Kumarın uyanık kraliçesi olur da fuhuşun olmaz mı? Madam Matild Manokyan da çok uyanıktır. 220 Taksi plakası, 486 daire, sayısız hisse ve daha neler neler bıraktı miras olarak...

Onun hikâyesini de Sabah gazetesinin Pazar ekinde Emrullah ERDİNÇ yayınlamıştı. İnternette var, bulup okumanızı tavsiye ederim. Üstelik bu hikâye yalnızca madamın uyanıklık hikâyesi değil, bir polisin itiraflarıdır...

Şarkıcı ve besteci san’atkâr Özdemir Erdoğan’a Zeki Müren hakkında söylediklerinden dolayı linç başlatılmıştı; âlemi kör, milleti sersem sanan bazı mihraklar tarafından.

Özdemir Erdoğan’ın Zeki Müren’in kadın elbiseleri giydiğini, kadın makyajıyla sahne aldığını söylemesine, “sanat güneşi” ünvanının kendinden menkul olduğunu faş etmesine  gıcık kapmışlardı.

Gazeteci Ertuğrul Özkök'ten de bahsetti Özdemir Erdoğan:

Hiçbir koruması olmayan, yalnız bir sanatçıyı yansıtıyor o albüm kapağı. (........) Tam beni yansıtıyor yani... Kötülüklerle savaşan korumasız bir sanatçıyı. Bu fotoğrafımı ilk çarpıtarak kullanan Ertuğrul Özkök'tür. Özkök, (........) utanılacak bir manipülasyonla, gazetecilik etiğini ayaklar altına almıştır. O kendi ifadesiyle Batı kültürünün ülkemizdeki hizmetkârıdır. 28 Şubat ‘ın destekçilerindendir.

“Meclis’te eller kaosa kalktı” diye manşet atan gazetecidir. Bir paylaşımımda “Özkök Türk milletinin şirazesini kaydırma görevini başarıyla sürdürüyor, üç patron değişti, o görevine devam ediyor. Belli ki arkası sağlam” demiştim. En ufak eleştiriye tahammülü yoktur. (........) Gazetecilik etiği umurunda olmaz. Ahmet Kaya’nın (........) ülkeyi terk edip gurbet ellerde ölümüne sebep olanlardandır. Yerel kültürlerimize, icracılarına ilgisizdir. Ülkemizde yabancı gibi yaşar...”

Bu Ertuğrul da gazetecilerin uyanığıdır... “Patronuma taparım” sözünü gazetecilik jargonuna kazandıran (!) odur...

Kahrolasıca uyanıklar... Zavallı saftirikler... 09 Mart 2021