KARAOĞLU: “HAYATI İZLEMEYİN, YAŞAYIN”

Ecem Karaoğlu kimdir? Öncelikle sizi biraz tanıyalım.

Tabii. Klinik Psikolog ve Emdr Terapistiyim. Özel ilgi ve uzmanlık alanım Travma. Profesyonel hayatımın yanı sıra, özel hayatımda ise Diş Hekimi bir eşim, Baran ve 7 aylık bir kızım var, Larissa.

Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi mezunuyum. İngilizce Psikoloji lisans eğitimimi 2013 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde %100 ÖSYM bursu ile tamamladım. 2015 yılında da Beykent Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimini tamamlayarak klinik uzmanlığımı aldım.

İlk mezun olduğum dönemlerde bir nöropsikiyatri merkezinde Alzheimer hastaları başta olmak üzere nevrotik hastalıkların tedavilerinde uygulanan  Transkraniyel Manyetik Stimülasyon (TMS) tedavileri üzerine çalıştım. Eş zamanlı olarak iki ayrı özel okula da danışmanlık vererek ergen bireyler ve aileleri ile çalıştım. Sonrasında özel psikiyatri merkezlerinde çalışmaya devam ettim. Şu anda ise İstanbul’da, özel kliniğimde ve online hizmet vermeye devam ediyorum.

Aynı zamanda Emdr Derneği’nin, İnsani Yardım Programlarını yürüten oluşumu olan Emdr Travma İyileştirme Grubu’nda yer alarak ülkemizde yaşanan afet olaylarına maruz kalmış bireylere gönüllü terapi hizmeti vermekteyim.

Psikoloji  alanında birçok eğitim alarak uzmanlığınızı tamamladınız. Bize biraz aldığınız eğitimlerden ve psikolog olmaya nasıl karar verdiğinizden bahseder misiniz?

Esas çalışma alanım yetişkinler olduğu için klinik uzmanlığımın üzerine aldığım eğitimler de hep bu yönde oldu.

Cognitive Behavioral Therapy (CBT) dediğimiz toplumda da sanırım en çok bilinen terapi ekolü olan Bilişsel Davranışçı Terapi(BDT) eğitimimi Center for Behavioral Studies & Therapies, Davranış Araştırmaları ve Terapileri Merkezi olan DATEM’de, Doç. Dr. Ebru Şalcıoğlu’ndan aldım.

2016 yılında da Davranış Bilimleri Enstitüsü, sevgili hocamız Emre Konuk tarafından verilen EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing Therapy) eğitimini alarak uygulayıcı olmaya hak kazandım.

Mesleğimi seçişim ise biraz varoluşsal bir sorgulama ile başladı. Hayatına girdiğim insanların başlarına bir şekilde şanssızlıklar getirdiğime inanıyordum bir dönem. Ne zaman biri ile tanışsam hep bir anda kötüye dönen bir hayat hikayesine tanık oluyordum. Bu soruna karşı bir tür batıl inanç geliştirdim. Benimle tanıştılar ve her şey kötüye gitti… Buna ciddi ciddi takılmaya başladığım bir anda “İyiki çıktın karşıma.” dedi bir gün birisi ve o anda madalyonun diğer yüzünü farkettim. İnsanların kaderleri bana bağlı değildi ama bir şekilde hayatlarındaki dönüm noktaları oluyordum. Daha önce hiç tanımadığım insanların boşanma süreçlerine yardım ederken, batan işlerine destek olmaya çalışırken vb. durumlarda buluyordum kendimi ve tekrar yüzlerinin gülmelerine tanık oluyordum sonunda. İşte burada kötü olayların sebeplerinin benden çok önce başladığını ve tam dibe vurdukları anda hayatın bizi karşılaştırdığını fark ettim. Hepimizin hayata bir geliş amacı olduğuna inanıyorum. Benim misyonum da sanki oldum olası insanların hayatlarını güzelleştirmekti.

Uzman bir klinik psikolog olarak hangi alanlarda terapi seansları sağlıyorsunuz?

Benim kişisel ilgim hep travmalar olmuştur. Travma yaşamış bir danışan geldiğinde yıllar geçmesine rağmen her seferinde aynı heyecanı yaşamaya devam ediyorum. Sonunda danışanı erdirebileceğim huzuru bilmenin heyecanı…

Travmanın yanında en çok Panik Bozukluk, ve toplumda takıntı hastalığı olarak da bilinen Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) uzmanlık alanlarım.

Tedavilerinizde ilaç kullanımına yaklaşımınız nedir? Medikal tedavi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hastalar bu noktada ikiye ayrılıyor. Bir grup ilaca bağımlı olmaktan korkup, asla medikal desteği kabul etmezken, bir de terapide acılarıyla yüzleşmektense hızlıca ilacımı alayım konu kapansın diye düşünen bir kesim var. Aslında ilaç kullanımında konu bu kadar siyah ve beyaz değil. İlaca bağımlılık kaygısı gerçekçi bir yaklaşım değildir, ancak tabii mümkünse önce kişinin kendi kendine başa çıkması önemlidir çünkü hayat yeni meseleler getirmeye devam edecektir. Bu noktada sadece ilaç kullanımı uzun vadede kesin çözüm olmayacaktır

Benim profesyonel yaklaşımımda ilaç hiçbir zaman ilk tercihim değil. Ancak bazı özel durumlar var ki terapi ve ilaç kullanımı ile kombine tedavi şart. Dolayısıyla güvendikleri bir psikologla çalıştıklarını varsayarsak psikologlarının kararlarına ve yönlendirmelerine güvenmeleri gerektiğini düşünüyorum. İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta mutlaka doktor kontrolünde başlanması ve yine doktorunuzun kontrolünde sonlandırılmasıdır. Bunu bu kadar önemsememizin sebebi ilaç kullanımı sonunda, medikal destekle bastırılan semptomların nüksedebilme olasılığıdır. Bu sebeple bırakılırken de doktor gözetiminde bırakılması gerekir.

Bir psikoterapi yaklaşımı olan EMDR alanında da oldukça yetkin bir isimsiniz. Bize biraz EMDR'den ve uygulanış biçiminden bahseder misiniz?

Teşekkür ederim…

EMDR, göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme terapisidir. Francine Shapiro tarafından geliştirilmiştir. 8 aşamadan oluşur ve geçmişi, aynı zamanda şimdiki zamanı ve geleceği hedefleyen bir protokol izlenir.

EMDR çok güçlü ve fizyolojik bir psikoterapi ekolüdür. AIP dediğimiz Adaptif Bilgi İşleme Modeli’ne göre çalışır. Bu modele göre, travmatik bir deneyim yaşadığınızda bu anı gerçekleştiği zamandaki hali ile nöral ağlarda kilitli kalır. Unuttuğunuzu, üstesinden geldiğinizi sandığınız bu anı aslında hala derinlerde gömülü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla günümüzdeki herhangi bir ses, koku vb. bu anıyı tetikleyebilir. Emdr tam da bu anda devreye girer. Bu rahatsız edici anıyı ve bu anı ile ilişkili diğer anıları Çift Yönlü Uyarım ile duyarsızlaştırır ve beynin yeniden işlemesini sağlar.

Böylece geçmişteki anının olumsuz etkileri yok olur, bugünündeki, bize gelmesine sebep olan semptomlar ortadan kalkar ve geçmişin olumsuz, yıkıcı izleri silindiği için kişi artık gelecekte karşısına çıkabilecek herhangi bir olumsuz yaşam olayıyla başa çıkabilir.

Pandemi döneminde online terapiler düzenleyerek seanslar gerçekleştiriyorsunuz. Biraz da online terapilerinizden bahsedelim isterim. Süreç nasıl işliyor?

Aslında bizler için yeni bir gelişme değil. Yurt dışındaki ve şehir dışındaki danışanlarımla da pandemi öncesinde terapilerimizi online olarak yapıyorduk.

Psikoterapi söz konusu olduğunda yetkinlikleri tam ve size uygun uzmanı bulmak gerçekten zorlu bir süreç. Online terapi size istediğiniz uzmana mesafelere bakmadan ulaşma imkanı veriyor. En güzel yanı bu sanırım. Aynı zamanda gördüğüm kadarıyla danışanlar trafikte zaman kaybetmeden, pandemi sebebiyle sağlıkları için endişelenmeden, kendi ortamlarında ellerinde kahveleri ile terapi seansına girmekten baya memnun.

Süreç de oldukça rahat. Danışanın tercihine göre bilgisayardan skype, zoom gibi programlar veya cep telefonlarından FaceTime, WhatsApp call gibi uygulamalar üzerinden görüntülü görüşerek seanslarımızı gerçekleştiriyoruz.

Online terapilerinizin verimli geçtiğini aldığınız geri dönüşlerden söylemek mümkün. Peki online terapinin olumsuz yönleri de var mı?

İnternetin çekim gücü önemli rol oynuyor burada. Bir de danışanın görüşmeyi yapacağı ortamın terapiye uygun olmasını sağlaması gerekiyor. Dikkatinin dağılmayacağı, sessiz, kendini güvende hissedeceği bir ortam sağlaması gerek. Bu şartlar sağlandıktan sonra terapimize engel hiçbir durum yok.

Pandemi dönemi malum hepimizi psikolojik anlamda bunaltan ve bunaltmaya devam eden bir süreç. Pandemi dönemini psikolojik olarak daha iyi bir şekilde atlatabilmek adına neler yapılmalı? Uzman görüşlerinizi almak isteriz.

Geçtiğimiz sene hepimiz kendimizce birtakım aktiviteler geliştirdik. Hayat eve sığar dedik, evde sporumuzu yaptık, ekmeğimizi yaptık, hobilerimize odaklandık, online eğitimlere verdik kendimizi. Ama daha derine indiğimizde süreci avantaja çevirmemiz gerekiyor. Pandemi bugüne kadar yaşadığımız hayata bir dur demek ve gözden geçirmek için bir daha yaşanmayacak tarihi bir fırsat. İçimizdeki çocuğa ses verip, yıkılan hayallere değil yeni hayallere odaklanmalıyız.

İnkar edilemez şekilde birçok insanın hayatı derinden etkilendi, değişti. Ekonomik kriz, depresyon, takıntılar, kaygılar ciddi bir artış gösterdi. Bu noktada yalnız olmadıklarını unutmamalarını istiyorum. Bu dönemi yaşayan sadece siz değilsiniz, hepimiz etkilendik, üstesinden geleceğiz.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

“Hayatı izlemeyin, yaşayın” demek isterim.  Zorlandıkları noktada lütfen uzman desteği almaktan kaçınmasınlar, kendi hayatlarından bir gün daha eksilmesine izin vermesinler.

İnsanlar güçsüz görünmekten korktukları için terapiye gitmeyi en son çare olarak görüyorlar. Aksine; klinik deneyimime dayanarak şunu söyleyebilirim ki; bir insanın yaşadığı tüm zorlukları kabullenip, travmalarıyla, kendisiyle yüzleşebilmesi, ilk defa gördüğü bir yabancıya bunları anlatabilmesi kadar güçlü bir duruş olamaz. Terapi alma cesareti gösteren tüm danışanlara selam olsun.

 Düzenleyen: Cansel YILDIZ