NURAN DURMAZ: “ÇOK KİTAP OKUMUŞ OLMAK ETKİN OKUR OLMAK DEMEK DEĞİLDİR”

Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?

Uzun zamandır İstanbul’da yaşıyor olsam da aslen Ankara’lı sayılırım. Üniversiteyi ODTÜ’de okudum. Başkentte çok güzel yıllarım geçti. Halen ailem ve çok sevdiğim arkadaşlarım Ankara’da yaşıyor.

Edebiyat dünyasına yakınlığım uzun yıllar sadece okur olarak devam etti. Ancak bir yaştan sonra ben de bir şeyler yazmak istedim. Kafamda kurguladığım bir hikâyeyi anlatma arzum hat safhaya ulaşınca, yoğun tempoda çalıştığım tam zamanlı işimden ayrılıp, bir dönem nerdeyse tüm zamanımı sadece yazmaya ayırdım. 2011 sonrası birkaç yılım yoğun bir tempoda yazma atölyelerine katılarak ve iyi bir kurmaca metin nasıl ortaya çıkar üzerine çeşitli kitaplar okuyarak, araştırarak geçti. İlk romanım Kayıp Düşler Peşinde 2013, ikinci romanım Salyangozun Yolculuğu 2016 yılında yayımlandı. Halen yazmaya ve iyi edebiyat metinlerini incelemeye devam ediyorum. Yakın zamanda Yaratıcı Yazarlık Atölye çalışmalarım da başladı. Önce Narmanlı Sanat’ta ders verdim. Bir süredir de ODTÜ Mezunlar Derneği’nde ders vermeye devam ediyorum. Bir taraftan yönetim danışmanlığı yapıyor, bir taraftan roman yazıyor ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyorum.

Kayıp Düşler Peşinde ve Salyangozun Yolculuğu isimlerinde iki kitabınız var. Kitaplarınızı yazmanıza vesilen olan bir ilham kaynağınız oldu mu?

Kayıp Düşler Peşinde’nin hikayesini kitaba başlamadan önce bir ölçüde zihnimde oluşturmuştum. Yaratıcı süreçler çok ilginçtir. İlham nereden gelir, nasıl gelir, bazen anlaşılması zor olabilir. Benim daha önceleri kitap yazma merakım olmamıştı. Ama nitelikli edebiyat eserlerine bir okur olarak düşkünlüğüm hep vardı. İlk kitabınızı yazarken ilham kaynağı neydi derseniz, bunun çok net bir cevabı yok. Ama yazma sürecine girdiğiniz andan itibaren çevrenizde olup biten her şey ilham kaynağı olabilir. Okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz filmler, dinlediğiniz müzikler, size etraftan anlatılan hikayeler yavaş yavaş yazdığınız metne sızar. Etrafınızdaki her bir nesne ya da olay ilham kaynağı olabilir. Zihin neye göre seçim yapıyor bilmiyorum. Ama bazı imgeler yazarı harekete geçirir. O hareketle yola devam ederken başka başka imgelerle beslenirsiniz. Salyangozun Yolculuğu’nu yazarken beni harekete geçiren imgeyi daha net hatırlıyorum. Antik el yazması bir metnin fotoğrafını görmüştüm. O metni yazan kişi kenarlara kendince notlar almış. Canım sıkıldı, acıktım, üşüdüm gibi insani durumuna ilişkin notlar. O imge bana bir zamanlar yazılı metinlerin sadece el emeğiyle çoğaltıldığını düşündürdü. Ve hattatlık yolunda öğrenim gören bir kızın hikayesini anlatmak istedim. İkinci kitabımın ilham kaynağı bu oldu.

Kitaplarınızın isimleri oldukça dikkat çekici. İsimlerin bir hikayesi var mı?

Birinci kitabımı yazarken düş dünyamın kuraklaşmaya başladığını hissedip kapıldığım korkuyla harekete geçtiğimi düşünüyorum. Bu nedenle adı Kayıp Düşler Peşinde. İkinci kitabımda ise meselem entelektüel açıdan derinleşme ihtiyacıydı. Bu sebeple bilgelik yolunda ağır ağır ilerleyen ve sırtında bu dünyanın yükünü taşıyan salyangoz imgesi ilham kaynaklarımdan biriydi muhakkak. Salyangozun Yolculuğu’nu yazmaya başladığım dönemde Seferihisar’daydım. Yavaş şehir olan Seferihisar’ın simgesi de salyangoz. Demin de dediğim gibi çevremizdeki imgeler zihnimize sızıyor ve entelektüel yaratım sürecinde nasıl olduğunu bile anlamadan yazdıklarımıza dönüşüyor.

Kitaplarınızın konusundan bize biraz bahsedebilir misiniz?

“Kayıp Düşler Peşinde”, hayallerini kaybetmek endişesi yaşayan birtakım insanların bu endişeyle oradan oraya savruldukları, anlam arayışının peşinden gittikleri bir roman. Başkarakter Gaye de kendini bir düş dünyasında buluyor. Eğlenceli, aynı zamanda tekinsiz bir yer düş dünyası. Gerçek dünyada göremeyeceğimiz canlılıkta renkleri görmek, o âlemin büyüsüne kapılıp gitmek ilk başta eğlenceli gelse de, yolunu yönünü tamamen kaybetme tehlikesi var. Hem o dünyayı deneyimlemek, hem de gerçek hayatta ayaklarımızı sımsıkı yere basabilmek mümkün mü? Kayıp Düşler Peşinde bu ikilemi sorguluyor.

“Salyangozun Yolculuğu”, küçük bir kızken ailesini ve köyünü geride bırakıp, yeri sürekli değiştiği söylenen acayipliklerle dolu Ada’da bir yazı üstadının atölyesine katılan Egina’nın hayatından bir kesiti anlatıyor. Kahince söylemlerin, rüyaların, el yazması metinlerin dünyasında geçen roman, aşkın doğasını, kaderi, yaşamı, ölümü sorgulayan; okumanın ve yazmanın derinlikleri, usta-çırak ilişkisi, mahrumiyetin öğrettikleri üzerine düşündüren bir roman.

Şuan yazmakta olduğunuz yeni çalışmanız var mı? Kitaplarınızın seri olarak devamını çıkartmayı düşünüyor musunuz?

Epeydir yazmakta olduğum bir roman var. Ancak onu tamamlamadan yeni bir romana da başladım. Hangisi önce biter? Ne zaman biter? Bilemiyorum. Şimdilik seri düşünmüyorum.

Örnek aldığınız, başarılı bulduğunuz yazarlar var mı?

Başarılı bulduğum çok sayıda yazar var. Bunların çoğu bugün hayatta değil. Hayatta olan yazarlar arasında Orhan Pamuk’un zekasına, sabrına ve çalışkanlığına hayranım diyebilirim.

Bütün büyük yazarları örnek alırım. Eserlerini o kadar başarılı kılan nedir, incelerim. İncelemelerimde zaman zaman bir yazar diğerinin önüne geçer. Bir dönem Rus edebiyatı benim için ön plandaydı. Sonra Fransız’lara daha fazla kaptırdım kendimi. Bir dönem Nerval’in çok etkisindeydim. Ve ondan çok etkilenen Ahmet Hamdi Tanpınar benim için öncelikliydi. Şimdilerde Flaubert’in izindeyim. Onun temelini attığı modern gerçekçi anlatım, edebiyatın özündeki birtakım öğeleri çok iyi ortaya koyuyor. Çok etkilendiğim yazarları tekrar tekrar okurum. Bugünlerde Oscar Wilde’ı tekrar okumaya başladım.

Herkes yazar olabilir mi? Yazar olmak isteyen kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?

İsteyen herkes yazar olabilir. Ne kadar iyi bir yazar olacağınız, ne kadar sabırlı ve çalışkan olduğunuzla ilgilidir. Bunun arkasında da motivasyon çok önemli. Yazmak sizin için geçici bir heves mi, yoksa gerçek bir tutku mu? İşin aslında mutlaka yetenek de önemli, ancak yetenek dediğimiz çoğu zaman o işle ne zamandır haşır neşir olduğunuz, o konuya ne kadar zaman ayırdığınızın bir sonucudur. Çocukluk eğitimlerini beslerseniz yetenek olur, beslemezseniz potansiyel olarak kalır. Potansiyeli ortaya çıkarmak için çok çalışmak gerekir. Çocukluğunuzdan beri kitaplarla haşır neşir değilseniz yazar olmanız zordur ve çok zaman alır. Çünkü bu işin olmazsa olmazı çok okumuş olmaktır. Bir de tabii nasıl okuduğunuz önemli. Etkin okur, okuduğunu inceleyen, üzerinde düşünen ve aynı metni tekrar tekrar okuyan kişidir.

Yazma faaliyetini, spor yapmak gibi, bir müzik enstrümanı çalmak ya da şarkı söylemek gibi düşünebilirsiniz. Hayatımızın bir parçası olabilir ve olmalı da. Yazdıklarımızı yayımlatmak şart değil. Ama bir yerden sonra yazar okuruyla da buluşmak ister. Zaten yazdıklarınız o olgunluğa erişirse bu doğallıkla olacaktır.

Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Etkin bir okur olmak isteyenlere Umberto Eco’nun Anlatı Ormanları’nda Altı Gezinti kitabını mutlaka okumalarını öneririm. Okumaya meraklı olan insanlarda zaten etkin bir okur olduğuna dair bir inanç oluyor. Çok kitap okumuş olmak etkin okur olmak demek değildir. Etkin okur, tamamen nesnel bir okuma yapabilmeli, yazarın hayat hikayesi ya da yaşadıklarından, okurun kendi deneyimleri ve duygularından bağımsız olarak esere bakabilmeli ve okuduğu metni derinlemesine incelemelidir. Çok sayıda kitap okumaktansa az sayıda kitabı tekrar tekrar ve derinlemesine okumak, etkin okurlara veya yazar adaylarına daha fazla şey kazandırır.

Yazar adaylarına önce elle yazmalarını, sonra yazdıklarını bilgisayara aktarmalarını öneririm. Hiç bölünmeyecekleri sessiz bir ortamda yazmaları önemli. Ellerinin altında mutlaka iyi bir sözlük ve yazım kılavuzu bulunsun. Ayırabildikleri belirli bir süreyi mümkünse her gün ayırıp ne olursa olsun yazsınlar. Yazılan her cümle bir basılı metnin parçası olmak zorunda değil. Yazdıklarımızın çoğunu çöpe de atabiliriz, ya da çekmecede tutabiliriz. Bu yazdığım ne olacak diye düşünürsek yazamayız. Kendimizi hiç engellemeden rahatça düşüncelerimizi kağıda akıtacağımız bir yazma rutini oluşturmak önemli. Zamanla, bu yazdıklarımızdan parça parça bir şeyleri alıp bir edebiyat metnine dönüştürmek mümkün olabilir.