GÜLAY EMİRHANOĞLU: “KÜLTÜR MİLLETLERİ VAR EDEN HER ŞEYDİR”

Gülay Emirhanoğlu kimdir? Öncelikle sizi biraz tanıyalım.

Bursa’nın fethedildiği Nisan (Açar ay) ayında dünyaya gelen ve payitaht şehri olan Bursa’ya yakışır bir meslek olan tarihçiliğe ve kendisini eğitimciliğe adamış yazar, editör, Cumhuriyete ve değerlerine yürekten bağlı Selanik göçmeni bir Atatürk evladıyım.

Okumaya olan ilginizi birden fazla üniversiteyi başarıyla bitirmenizden fark ediyoruz. Bize biraz mezun olduğunuz okullardan ve bu meslekleri seçmenizdeki sebeplerden bahseder misiniz?

İlkokul ortaokul ve liseyi Bursa’da okudum. Sayısal alan mezunu olmama rağmen tarih aşkı beni tarih bölümü okumaya yönlendirdi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü bitirdim. Pedegojik formasyon eğitimi alarak yaşam biçimim olan öğretmenlik mesleğine adım attım. Milli Eğitim Bakanlığı’nda tarih derslerinin müfredat programlarının hazırlamasında görev yaptım. Bursa’da ders kitabı yazarlığı ve komisyon başkanlığını yürüttüm. Bahçeşehir Üniversitesi Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde Yüksek Lisans yaptım. Alanım olan tarihi besleyen çok güzel bir bölümdü. Başkent Üniversitesi’nden NLP (Sinir Dili Programlama) ile Yeditepe Üniversitesi’nden profesyonel uzman yaşam koçluğu eğitimleriyle temel psikoloji eğitimi aldım. Bu bölümler benim kişilik özelliklerimi ve ilgi alanlarımı destekledi. Yaşam boyu eğitime inanan biri olarak Uluslararası Yeni Pazar ve Freud Universitat’a bağlı regrasyon, fitoterapi, biyoenerji, holistik şifa, aromaterapi, numeroloji eğitimleriyle bunların eğitici eğitmenlikleri belgelerini aldım. Yaratılıştan getirdiğim bazı yeteneklerimi kullanmak ve bunların eğitimlerini almak bana büyük haz verdi. Bu arada silahlı yakın koruma sınavlarına girdim ve merak duyduğum bu konuda da eğitim ve belge almak güven duygumu besledi. Ayrıca çocukluk hayalim olan spikerlik ve sunuculuk eğitimi ve belgesi alarak yıllarca yaptığımız okul programlarındaki görevleri daha profesyonel bir çizgiye taşımak istedim.  Soru soran tarafta olmak ve program öncesindeki araştırma çalışmaları bana büyük heyecan verdi. Çocukluk hayalimin mesleğe dönüşebileceğini gördüm. Aldığım bütün eğitimler araştırmacı ve merak duygumun eseri olup her biri kişiliğimin bir parçası, empati yeteneğimin sonucu ve hayal gücümün sınırlarını oluşturdu. Okumak ve yazmak benim vazgeçilmezim oldu. Duygularımı ve kolektif bilinçten hissettiklerimi akıttığım ve şair unvanı almaya ihtiyaç duymaksızın ‘’şiirin bir özgürlük ve kusursuzluk’’ olduğu bilinciyle aynı zamanda şiirimsiler yazıyorum. Şiir yazmayı herkesin yürek yaşlarını (yaşlı) akıttıkları bir araç olarak görüyorum. Bir meyvenin tadında,  bir çiçeğin renginde ya da bir kuşun kanadının oluşturduğu titreşimlerde yaşamı bulmak, hissetmek ve hissettirmek… Şiir yazmak empati kurmayı gerektiriyor. Kendine ait olmayan duyguların nehrini yapmak ve yüzme cesareti olmayanlara yüzmeyi öğretmek yaşam felsefemi şekillendirdi. Toplumcu yönümü gösteren ve günlük gelişmelere dair fikirlerimi yazdığım  Bursa Hevadis’te halen yazarlık yapmakta ve alanıma dair tecrübelerimi de burada paylaşmaktayım.

Tarih alanıyla da profesyonel anlamda ilgileniyorsunuz. Tarih'te sizi en çok etkileyen kişi veya olayı bizimle paylaşır mısınız?

Tarih alanında ve hayatımın tüm alanlarında sonsuza kadar yüksek bir tutkuyla bağlı olduğum tek kişi büyük önder Atatürk’tür. Onun okuma alışkanlığını örnek aldım. Elinden düşürmediği tarih kitapları ve tarihe bir bilim olarak yaklaşımına  hayranım.  Osmanlı toplum anlayışında Türk olmaktan utananların elinden tutarak öz benliklerini hatırlatan ve Türklükleriyle gurur duymalarını sağlayarak ulus bilinci oluşturan,  ülkü birliği etrafında  herkesi birleştiren büyük Türk,  atalarının yolundan gitmiş onların tinlerini takip etmiştir. Türkiye’nin en az yedi sekiz bin yıllık Türk yurdu olduğunu söylediğinde tarihçiler bile buna inanamamıştı.  Bugün Göbeklitepe ve Boncuklu Tarla ile Atatürk’ün tarihçiliği ispatlandı. ‘’Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir’’ derken kendisi hem tarih yapmış hem de yazmıştı. ‘’Yazan yapana sadık kalmazsa  degişmeyen gerçeklerin insanlığı şaşırtacak bir mahiyette olacağını’’  tespit ettiğinde  tarihin bilimselliğini de ortaya koymuştu. En büyük tarihçi Atatürk’tür.

Tarihçilerin kutbu Halil İnalcık, çok dilli bir tarihçi olan ve keskin zekasıyla espri yeteneğiyle tarihi sevdiren İlber Ortaylı, siyasi kimliği için  objektif  tarihçiliğinden ödün vermeyen  Yusuf Halaçoğlu ile yenilikleri tarihle birleştiren Osman Karatay amansız takip ettiğim  hocalarımdandır..

Tarih kitaplarında çok fazla birbirinden farklı kaynak bulunuyor. Peki tarihi doğru kaynaktan öğrenebilmek  adına okurlarımıza verebileceğiniz öneriler nelerdir?

Tarih bir bilim dalıdır. Metodolojisine uygun kaleme alınmalı. Bizim için en önemli kaynaklar ana kaynak adını verdiğimiz döneminde yazılan eserlerdir. Ana kaynaklara dayalı olarak ele alınan ikinci el kaynaklar da önemlidir. Bir kaynaktaki bilginin diğer kaynaklarla karşılaştırıldığında aynı sonucu vermesi iç ve dış tenkitlerinin yapılması gerekir.  Tarih istismara çok açık bir hale getirilmek isteniyor. Tarih bölümünü bitirmemiş ve bunun metodolojisini kullanamayan kişiler kendilerini tarihçi ilan ediyor. Edebiyat yada gazetecilik bölümünü okuyan bir çok kişi toplumda tarihçi olarak lanse ediliyor. ‘’Anneannenizin mezar taşlarını okuyamıyorsanız özünüzden koparılmışsınızdır’’ diyerek slogan sözler atan kişilerin tarihçi olmadıkları ortadadır. Özünü bilmedikleri de bir gerçektir. Ayrıca anılara kaynak olarak  bakmamalısınız.  Onlar kişilerin savunmalarıdır. Bilimsellikleri yoktur. Dizilerden doğru tarih bilgisine ulaşamazsınız. Tarihi romanları ancak bir tarihçi yazarsa doğru bilgiler içerir. Tarihi sevdiren bu araçlar tarihin kendisi değildir.   

Editörlüğünü yaptığınız "Türk'ün Töresi" adlı kitaptan bahseder misiniz?

Eski Kültür Bakanımız Namık Kemal Zeybek’in  en önemli yapıtlarından biri olan ‘’Türk’ün Töresi’’ geçmişten geleceğe bir sesleniş… Haykırış… Bir bilgenin usundan süzülen ışığın karanlıkta açtığı aydınlık. Tecrübenin verdiği sorumluluğun omuzlara yüklediği yük. Töre, Türklere  kalbini sırtında taşımanın sorumluluğu… Bu sorumluluğu her Türk evlâdı hissetmeli  bu hisle yaşamalı ve bu hissi gelecek nesillere devretmeli.

Türk’ün Töresi adlı bu değerli bitiğin ilk bölümünde Sayın Namık Kemal Zeybek Orkun Yazıtlarından, Kutadgu Bilig’den, Atabetül Hakayık’tan, Dîvânu Lugâti't-Türk’den,

Farabi’den, Cahiz’in Türklerin Faziletleri adlı eserinden öze ulaşarak ana kaynaklarda Töre’ye yer veriyor.

İkinci bölümde Türk’ün töresinin ana kurallarını 10 başlık altında sıralıyor:

1.Türk’ün Tanrı İnancı

2.Türklük Bilinci

3.Bilim Bilinci

4. Türk töresinde Türk El (Devlet)Yapısı

5.Türk töresinde Doğruluk-Düzgünlük

6.Türk töresinde Yurttaşların El(Devlet)ile Yurda Karşı Görevleri

7.Türk töresinde Ocakbaşı (Odbaşı-Aile)

8.Türk töresinde Kadına Saygı

9.Türk töresinde Doğaya Sevgi Saygı

10.Türk töresinde Tüm Kişioğullarına Sevgi Saygı

Töre Türk’ün tüm birikiminin adıdır.  Türk bu kurallarla yaşarsa varlığı devam eder. Türklük sıkıntıya düşerse çıkış yolu bu altın kurallara sarılmaktır.

Üçüncü bölüm ‘’Yeni Töre’’… Neden Yeni Töre’ye ihtiyaç duyuldu? İşte bu noktada inanç özgürlüğünün önemi ile inanç-devlet ayrışmasının gerekliliği üzerinde duruluyor. ‘’Din İşleri Yüksek Kurumunun’’ kurulması önerisinde bulunularak ülkemizde yaşayan farklı türden tüm inançlara hitap edecek bir oluşum öneriliyor. Yine tarikatlar gibi dini duyguları sömüren tüm yapıların ortadan kaldırılmasının zorunluluğu Şeyh Sait ve Menemen Olayı örnekleri üzerinden anlatılıyor.

Güzel Türkçemiz, Türklük Bilinci, Türk Kültürü ve Türk töresinin öğretilmesinin gerekliliği belirtiliyor.

 Pantürkizm değil ‘’Türk El’leri (devletleri) Birliği’nin’’ kurulmasının zorunluluğu anlatılıyor. Bu konu Atatürk’ün çağdaş,  akıl-bilim yolu ile özdeşleştiriliyor.

En gerçek yol gösterici olan bilimin,  bilim bilincinin kazandırılmasıyla oluşacağı anlatılıyor. YÖK denilen ve üniversitelerin kişiliğini yok eden kurulun kaldırılmasıyla üniversitelerin ancak bilim yurtları haline dönüşmesinin sağlanacağı tespit ediliyor.

Türk devlet yapısının Töreye göre yeniden düzenlenmesi; Yargının bağımsız olması; Tek kişinin değil ulusun kendini yönetmesinin sağlanması; Yürütme Kurulu düzeninin yeniden getirilmesi öneriliyor.

Özgürlük ve demokrasinin yerleşmesinin;  Toplumcu katılımın sağlanmasının; Yurtseverlik bilincinin kazandırılarak ulusumuzun bir arada tutulmasının sağlanmasının; Ailenin korunmasının, bu konuda ocakbaşı sorunları çözecek uzmanların yetiştirilmesinin önemine değiniliyor. 

Türk’ün Töresinde kadına verilen değere Atatürk’ün Türk devrimi yasaları ile dönülmüş olsa da toplumdaki mevcut yanlış anlayışların eğitimle kaldırılabileceği anlatılıyor. Doğaya ve insanlık değerlerine saygının Türk töresinin bir gereği olduğu belirtiliyor.

Atatürk’te Türk’ün Töresinin yansımaları ilk kez bu değerli yapıtta çalışılmış. Son derece heyecan verici olan bu bölüm birçok kişinin üzerinde hiç düşünmediği okuduğunda ise ne kadar büyük bir eksikliğin varlığını hissettiği bir bölüm oluyor. Atatürk’ün her eyleminde Türk’ün Töresine uygun davranmış olduğu bu yapıtta ilk kez tespit ediliyor.

Atatürk’ün Tanrı inancında,  İslam’ın özünü çok iyi anlamasının yanı sıra sevgide, aşkta, güzel sözlerde ve güzel ezgilerde de Tanrıyı bulduğu belirtiliyor. Türklük bilinci özelliğine gelince Atatürk’te bu özellik son derece yüksekti. ’’En büyük övüncüm Türk yaratılmaktır’’ derken ve Türkiye Türklüğünü ulus seviyesine taşırken hep bu bilinç vardı.  ‘’Türk Milliyetindenim diyen insan her şeyden önce mutlaka Türkçe konuşmalıdır’’ derken de Türkçe bilincini,  ‘’Bilimden başka yol gösterici aramak cehalettir’’ derken Bilim bilincini;  Kurduğu Türk Devleti’ni Kurultay(meclis), başkan ve başbakan şeklinde yapılandırırken ve Türk Töresinin tinine (ruhuna) uygun devrimler yaparken Türk El(devlet) yapısına olan güvenini ve bağlılığını görüyoruz.

‘’Ya bağımsızlık, ya ölüm’’ derken atalarından aldığı güç ile hiçbir ülkenin buyruğu altına girmemeyi ve sahip olduğu özgürlük ve bağımsızlık bilincini anlıyoruz. ‘’Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan‘’ derken toplum yararına çalıştığını bunun da Türk Töresindeki yerini görüyoruz.

‘’Adalet mülkün temelidir’’ derken yine Töreye uygun hareket ediyor;  Alman Mareşal’in I. Yeryüzü Savaşı yıllarında gönderdiği altınları ordunun akçasına kaydettirirken doğruluk ve düzgünlüğünü biliyoruz.  Aileye, kadına, doğaya, kişioğullarına ve başka uluslara kadar gösterdiği saygıyı, her meziyetini ve her eylemini Türk Töresine uygun yaptığını anlıyoruz.

Bu bitik (kitap) Türkiye ile Türk Devletlerini çağın ilerisine ulaştıracak çözüm önerilerini sunarken Türklüğümüzle övünmemizi, bilimin ışığında ve Atatürk’ün yolunda çalışarak geleceğe güvenle bakmamızı ve yine Töre ile yeniden dirileceğimizi vadediyor.

Biraz da Turan Bilimler Akademisi Eğitim, Kültür ve Sanat Bölümündeki görevinizden bahseder misiniz?

Turan Bilimler Akademisi Eğitim Kültür Sanat Başkanı Doçent Dr. Mehmet Sağ Hocamız ve bu alandaki  güçlü arkadaşlarımızla güzel bir ekip ruhuyla çalışıyoruz. Bölümümüz, misyonumuz ve faaliyet tanımımız Hocamızın ifadesiyle şöyle:

“Turan kavramı, Türk Milletinin binlerce asırdır bu günlere kadar sürdürdüğü varlık mücadelelerini anlamlaştıran en kuvvetli fikirlerdendir. Bu fikrin geleceği tasarlamada ne denli önemli olduğu, onun muhtevasındaki gerçekliğin somut verilerle ispatı da açıktır. Türk Milleti yedi bağımsız ve onlarca da yarı bağımsız devletiyle, Asya, Avrupa ve dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan milyonlarca nüfusu ve milyonlarca kilometrekarelik alanıyla bütünlük ve birlik hayalinin en canlı ve en reel olduğu siyasi, kültürel ve bilimsel bir gerçekliktir. 

Turan Bilimler Akademisi’ne bağlı olarak faaliyette bulunan “Eğitim, Kültür ve Sanat” başkanlığı, Turan coğrafyasının her bir noktasında yaşayan Türk soylu halkların eğitim, kültür ve sanat alanlarındaki zenginliğini araştırmak, bulguları derlemek ve işlemek, Türk soylu halkların birbiriyle olan soy bağını daha da güçlü kılmak amacını taşımaktadır. Bu amaçla Türk soylu halkların birbirini en doğru biçimde tanıması, kültürel benzerliklerinin araştırılarak ve birbirlerine tanıtılarak mümkün olabileceğine inanmaktadır. Bu inanç ile “Turan” adı altında Türk Milletinin, her birinin kendi bağımsız toprakları üzerinde yeşerttiği, büyüttüğü ve büyüteceği devletlerinin, geleceğin dünyasında söz sahibi olacağı bir iklime hazırlanmaktır.

Eğitim, kültür ve sanat bir milletin hassasiyetlerinin toplamıdır. Bu toplamın açılımında yer alan kavramlar da pek çok bilimsel disiplinin çalışma alanlarıdır. Turan Bilimler Akademisi’nin Eğitim, Kültür ve Sanat Başkanlığı, işte tüm bu alanlarda, bilimsel ve sanatsal yetkinliğe sahip sanat ve bilim insanlarıyla çalışarak, Türk dünyasına hizmet etmeyi arzulamaktadır.

Türk dünyasının her noktasında geleneksel eğitim yöntemlerinin araştırılıp bir veri havuzunda toplanması, modern eğitimin modellerine ve yöntemlerine kaynaklık etmesi hedeflenmektedir. Bu bilimsel yeterlilikleri ispat olunmuş liyakat sahibi bilim insanlarının hazırlayacakları ve rehberlik edecekleri projelerle, dikkat, sabır ve planlama isteyen uzun soluklu, bilimsel bir hedeftir.

“Kültür” milletleri var eden her şeydir. Bu “her şey”; dil’dir, din’dir, tarih’tir, sanat’tır ve insan’dır. Türk kültürü, işte tüm bu alanları ile çalışma sahamızın konusudur. Her bir alan için oluşturulacak çalışma komisyonlarına saygın bilim insanları seçilerek, genç akademisyenlere ve araştırmacılara rehberlik ve önderlik etmesi sağlanacaktır. “Dil de fikir de ve iş de birlik” parolasının hayata geçirileceği bilimsel çalışmaların, deyim yerindeyse bilginin işleneceği bir mutfak haline gelerek, Kızıl elma yolcularına bir aş olacaktır.

Sanat ise kültürün en zarif sahasıdır. Türk milletinin binlerce asırdır devam ettirdiği estetik yönelimleri ve güzelliklerinin nişanesi olan objektivasyonları (sanat eserleri) bu sahanın çok daha etkin bir şekilde kullanılmasının gereğini ortaya koymaktadır. Bu amaç ile, Türk soylu halkların, profesyonelce hazırlanmış etkinlik ve sergilerle birbirlerine ulaşması, birbirleriyle tanışması düşünülmektedir. Türk tarihinin sözlü ve yazılı kaynakları sanatsal çalışmalarla görselleştirilip, kurulacak olan bir müzede (gönlümüzden geçen Turan Müzesi’dir) Türk milletinin ve insanlığın istifadesine sunulacaktır. Bu çalışma sahasında da liyakatli, sanatsal ve bilimsel yetkinlikleri çalışmalarıyla ispat olunmuş kıymetli insanlarımız bulunacaktır.

Yukarıda Eğitim, Kültür ve Sanat Başkanlığımızın amaçlarını, faaliyet sahalarını kısaca ifade etmeye çalıştık. Bu alanların derinliğinin ve genişliğinin farkında olarak çok daha dikkatli ve hassas davranılacağından emin olarak, zihniyle ve gönlüyle, çalışma azminden ve disiplininden hiçbir ödün vermeden çalışanların ve çalışacak olanların varlıkları ile mutlu ve umutluyuz. Turan’a giden yolun çetin olduğu bilinciyle, bu uğurda nefes alıp veren tüm yürekleri selamlıyoruz.

Tüm bunların yanı sıra yaşam koçluğu yapıyorsunuz. Yaşam koçluğunu sizden dinlemek isteriz.

Yaptığım işlerin hepsi birbirinden bağımsızmış gibi gözükse de temeli insan, psikolojisi, geçmişi ve geleceğine dair hedefler, kısaca yaşama dair her şeyi bünyesinde barındırıyor.

Duygularım, ilgi alanlarım, ihtiyaçlarım hepsi bir arada hedeflerimi belirlememe ve değer yargılarımı süzgeçten geçirmeme, sınırlarımı belirleyip öz bilincimi oluşturmama yardımcı oldu. Kendinizi tanıdıkça, potansiyelinizin farkına vardıkça yaratıcılığınızın artığını görüyorsunuz aynı zamanda başkalarını da daha fazla anlamaya başlıyorsunuz. İç dünyanız dış dünyanız ile iletişime geçiyor davranışlarınıza yüklediğiniz anlamların farkına varıp diğer insanların davranışlarını da anlamlandırıyorsunuz.  Çevrenizle kurduğunuz ilişki ve iletişim pozitif yönde gelişiyor.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine uygun olarak temel ihtiyaçları, güvenlik ve saygı ihtiyaçlarını geçmiş hatta potansiyelini tam kullanarak kendini gerçekleştiren kişi basamağına çıktığını düşünen birisi olarak kendini aşmışlık basamağını ise zamana bıraktığımı söyleyebilirim.

Ralp Waldo Emerson ‘’Bir yaşam koçu, bize yapabileceklerimizi yaptıran kişidir.’’ der.

İnsanların hayat yolunda karşılaştıkları engelleri aşmayı ve o yolda rehber olmayı seçmek, olaylara farklı bakış açılarından bakmalarını sağlamak, öz saygı inşa ettirmek ya da kaybettikleri öz saygılarını yeniden kazandırmak, zihin haritalarından yola çıkarak kilo problemlerinden tutun da mutsuzluklarına kadar birçok konuda sağlıklarına ve zevklerine uygun doğru planlamalarla sorunlarına çözüm bulacak kaynaklara ulaşmalarını sağlamak yaşam koçunun çalışma alanını oluşturur. Bütün kararlarını kendisi alan danışanlar yaşam koçunun sıfır risk ve sıfır sorumlulukla çalışmasına yardımcı olurlar. Çok iyi bir dinleyici olan yaşam koçunun empati yeteneği gelişmiştir ve danışanının ruhuna dokunarak hedeflerine birlikte yürümektedirler.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Tarihçi olaylara büyüteçle bakan kişidir. Bunu yapmak cesaret ister. Tüm kimlik özelliklerinden sıyrılıp objektif olmak zorundasınızdır. Tarihçilik her şeyden önce benim kişiliğimle uyumlu. Dürüstlük ve cesaret göstermeniz üzeri örtülmüş birçok şeyi açmanızı gerektirir. Atalarınızın ruhu sizden yarım bıraktıklarını tamamlamanızı emanetlerini de korumanızı bekler. Öyleyse tarihçinin yükü ağırdır.

Türk tarihini iyi bilirseniz hiçbir zaman umutsuzluğa düşmezsiniz. Anlı şanlı tarihimizle gurur duyar, yapılan hatalardan dersler çıkarırsınız. Tarih bana umudu öğretti. Kişinin geçmişinden ulusların geçmişine ve insanlığın geçmişine uzanan bu yolda taşlar olsa da gökyüzü hep açık ve aydınlıktır.  Atatürk’ün atalarından aldığı bilgi ve güçle inşa ettiği ve emanet ettiği bu vatan onun ölümsüz ruhuyla mühürlüdür.

Benim hayat görüşüm tarih, edebiyat ve sanatla şekillenip sahip olduğum yeteneklerimi geliştirmek ve sürekli eğitimde kalmak üzerine kurulu. Tarih bilinci içinde özüne bağlı varlığını varlığına armağan edecek değerlere sahip  bireylerin yetiştirilmesi mesleğim,  atalarımızdan aldığımız güçle geleceğe güvenle bakabileceğimiz ‘’Ne Mutlu Türküm’’ diyenlerle aynı yolda aydınlık yarınlara yürüyeceğimiz  bir toplum amacım oldu. Tüm okurlarımıza sağlıklı ve uzun bir dirlik diliyorum.

 Düzenleyen: Cansel Yıldız