mansursacan @ gmail.com

   Yerel yönetimler, siyasi partiler ve yerel yöneticiler için bir yönüyle sıçrama tahtasıdır. Belediyecilikte sağlanacak başarı, partiyi, parti liderini ve yerel yöneticiyi bir üst basamağa ve belki en tepeye taşıma potansiyeline sahiptir.

   Şu anki Reisi Cumhurumuzun geçtiği merhaleler bunun en canlı örneğidir. Tabii şimdi işler biraz daha çetrefil. İttifaklar neticesinde ipi göğüsleyen başkanların işi haliyle daha zordur. Farklı siyasi görüşlerin, oluşumların güç birliği yaparak koltuğa oturttuğu bir başkanın, manevra sahası kısıtlıdır ve bir miktar baskı altındadır. Yolda beraber yürüdüklerine, selam verdiklerine, selamını aldıklarına, kendisine açık destek beyan eden hatırlı iş insanlarına, kendisini aday gösterip destekleyen siyasilere ve en çokta kendisine oy veren halka borçludurlar. Başkanlık koltuğu aslında o kadar da konforlu değildir.

   Belediyecilik ekip işidir. Doğru adamı, doğru yere koymak maharet ve dirayet ister. Bir yönetici, kişilik ve karakter olarak çok seviliyor olabilir, ama bu sevgi, yeterli hizmet ve özverili bir çalışma olarak karşılığını bulmazsa bir dahaki yerel seçimde oya dönüşmez. Halk, başkanı şahıs olarak sever ama bu işi beceremediğine hükmettiği için ona oy vermez.

   Seçilirken eş, dost, akraba, partili veya muhibbana verilen sözlerin altında ezilmeyecek bir iradeyi göstermek icap edebilir. Başkanlık koltuğuna oturduğunda mevkileri ulufe dağıtır gibi dağıtmak, gelenin, gidenin gönlünü makamlar, payeler ve yetkiler vererek hoş tutmaya çalışmak başarıya giden yolda kendi ayağına çelme takmaya dönüşebilir.

   Yeni başkan göreve geldiğinin ilk iki yılında bir takım aksaklıklardan dolayı mazur görülebilir. Suçu önceki yönetime atabilir. Çöken asfaltın, patlayan kanalizasyon borusunun, bozulan otobüsün, hatta geciken personel haklarının müsebbibi olarak eski başkanı gösterebilir. Zaman çok çabuk geçer. Üçüncü yıla girildiğinde artık şehirde güzel olan her şeyin mimarı yeni başkan olduğu gibi, kötü olan her şeyin sorumlusu da yine odur. Alınmayan çöpler, kabaran su faturaları, yıpranan kaldırım taşları, bozulan yollar, tıkanan trafik, kirlenen hava… Hepsi yeni başkanın uhdesindedir.

   Yönetimin üçüncü yılında, halk, bahane üretilmesini değil çözüm üretilmesini bekler ve bunu dillendirir. Henüz, kadrosunu isabetli tercihlerle kuramamış bir yönetim için başarı, dağa yukarı kaçan bir tavşandır. Bir grup siyasi partinin tensibiyle aday gösterilen başkanı verdiği oyla, halk o koltuğa oturtmuştur ve aynı şekilde o koltuktan kaldırmasını da en iyi yine halk bilmektedir. Hangi ittifakın şemsiyesi altında seçime girmiş olursa olsun bir yönetimin kaderini, hizmet bekleyen şehir halkı belirler. Bu sebeple son karar merciine verilen sözleri tutmak yöneticiliğin şiarı olmalıdır.

   Belediyeler partililere ve partili seçmenlere imkân ve istihdam yaratma yeridir aynı zamanda. Bu, tasvip etsek de etmesek de böyledir ve olağandır. Artan nüfus hizmetlerde de artan bir istihdamı gerektirir. Kantarın topuzunu kaçırmamak koşuluyla bu makuldür. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne dönüştürülmediği sürece sıkıntı yoktur. Eş, dost ve akrabayı taallukata ekmek kapısı olarak belediyeyi kullanmak da doğru değildir. Doğru adamı partililer arasından seçmek, kendi bildiği, itimat ettiği insanlarla çalışmayı istemek bir yöneticinin en doğal hakkıdır. Ama doğru adam, partililer ve tanıdıklar arasında yoksa görüşüne katılmadığı, hem belediyeye, hem de hizmet olarak halka katkısı olabilecek birine de görev vermekten imtina etmemelidir.

   Yerel yönetimler usulsüzlük ve israfla en çok anılan kamu kurumlarıdır. İsrafın önüne geçeceğim vaadiyle iş başına geçenlerin bir kısmı, gözlerden ırak daha başka israf ve usulsüzlüklere imza atabilmektedir. Yetkin bir yöneticinin, tasarrufa yönelirken göz dikeceği en son şey alt kademede çalışan emekçi tayfasının maaşı olmalıdır. Tasarrufu, kıt kanaat geçim yapmaya uğraşan emekçinin kazancını kırparak yapmak da bir yönüyle kendi ayağına sıkmaktır. Tepelerde istihdam edilen daire başkanları, genel müdürler, müdürler ve amirler alnı terleyerek para kazanan bir emekçinin beş katını kazanırken tasarrufu ezik kesimin ekmeğinden yapmak ezici bir çoğunluğun başkan ve parti lehine kullanacakları oyu ayağıyla tepmektir.

   Belediye emekçisi, bir işte çalışıyorken aynı zamanda yönetim namına halka da hizmet ediyordur. Tepelerde istihdam edilen birinin, oraya konulmasının ana gayesi hizmetleri organize etmek, kamu yararını gözetmek olmalıdır. Kaldı ki bunu, emekçiyi ezerek ve başkanın gözüne girme çabasıyla emekçinin ekmeğiyle oynayarak yapmamalıdır. Belediye, bir temizlik işçisine sanayide çalışan bir usta maaşı, kamu da çalışan bir bekçi maaşı kadar maaş vermiş olsa halk, ‘bizim paramızı çarçur ediyorlar’ demez. Oysa aynı halk, belediyede çalışan bir müdürün bir doktordan daha fazla maaş almasına içerleyebilir.

   Balık baştan kokar derler. Belediye hizmetlerinde ve belediyecilikte başarılı olmak isteyen bir başkan, halka ve alt kademedeki çalışanlarına inebilmelidir. Yukarıda havalar hep farklı eser. Duvarın dibinde yatan bir hastaya başka bir duvarın dibinde yatan hastanın pencereden dışarıyı görüyormuş gibi bahçeyi, ağaçları, kuşları anlatmasına benzer üst kademelerdekilerin başkana hikâye edecekleri... Ne zamanki dışarıyı anlatan hasta ölür, duvarın dibindeki hasta onun yatağına konur işte o zaman orada pencere olmadığını, ağaç, kuş, çiçek olmadığını anlar hasta… Başkan da pencereden dışarıyı kendi gözleriyle görmeli ki anlatılan hikâyenin acıklı yüzü, yüzüne çarpmasın.

   Belediye başkanlığı ateşten gömlektir. Çok zaman aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyıktır. Hele ki, bir ittifakın başkanlığı zorun da zorudur. Ve bu topraklarda hazin olan şey herkesin başkandan bir şeyler beklemesidir. Kamu hizmetinde hatır gönül ilişkisi devreye girdiğinde liyakat orayı terk etmek zorunda kalabilir. Bu da başarısızlığı garantilemenin en kestirme yoludur. Aksayan hizmetlerin hepsi başkana fatura edilir. Başkanın dürüst olması, samimi olması, hoş sohbet olması, şeffaf olması bir anlam ifade etmez.

   Hizmetlerde kamu yararı gözetilmelidir. Birine yetki verirken sorumluluk da verilmelidir. En azından kilit noktalara işinin ehli insanlar getirilmelidir ki işler layığıyla yürüyebilsin. İçi geçmiş ya da çok toy idarecilerle hiçbir yöneticinin kaybedecek vakti yoktur.

   Halkın teveccühü verilen sözlerin tutulmasına bakar. Taş yerinde ağırdır. Doğru adamları, doğru yerlerde vazifelendirmek ve yetki verirken liyakati gözetmek başarılı olmanın birinci kuralıdır. İkinci kural da hizmeti yürütenleri korkutarak değil teşvik ve takdir ederek motive etmektir. Mutlu bir şehir, işini severek yapan liyakat sahibi idareciler ve yine işine bağlı emekçilerle mümkündür.