veyseltanerucar @ gmail.com

Toplumumuzdaki kimi akademisyen,kimi eli kalem tutan ya da okumuş kitleler var ki kendi toplumundan habersizdir. Ve maalesef modernite yahut aydın adı altında onları izleyip takip eden kimi gençlerimizin de beyni yıkanmakta.

Onlara ne denilebilir ki?

Birilerinin devşirme fikirlerinin sahte entellektüelliklerine sığınıp, bizdenmişcesine yapılan kardeşlik söylemleri aldatmacalarının keskin ve rahatsız edici kokusu yorgun düşürmüş onları. Bu yorgunluk; oynadıkları son teknoloji oyunlarının uykusuzluğunun da bir sonucu olsa gerek.

Halkın seviyesini eleştirmeleri ve yerelleştirmeleri ; sözde bireysel gelişmelerini borçlu oldukları, fakir ama onurlu edebiyatı muadili , aydın zümresini çok üzüyor olacak ki iki adet küp şeker büyüklüğündeki gıdalara birkaç asgari ücret para vererek nefislerinin doyup karınlarının aç çıktığı lüks restoranlar da bu üzüntüden nasıl kurtulabiliriz kaygısına çözüm arıyorlar. Halktan mış gibi görünüp, onlar gibi düşünmeye çalışma gayretleri dahi yokken , hatta buna onlar dahi inanmıyor ken, malum zümrenin kaygısını neden tasa ettiklerini anlamak mümkün değil. Memleketin okumuşu bir garip,okumuşunun beslendiği sözde aydın zümresi ayrı bir garip.

Allah aşkına halk için bu kesime şu,falan kesime de bu denir diyerek seviye belirliyorsunuz da  kendinizi bu halkın parçası olarak nereye koyuyorsunuz? Batı edebiyatı ve felsefesinin sosyolojik çözümü sahteciliğinin altına sığınmışlık değilmi bu yaptığınız!

Söyler misin, Nene Hatunun yoğurt kabında bulamıyorsan bizdenliği neye yarar senin okumuşluğun.

Kişiler belirli baskılara maruz kalırsa zamanla bu baskı o kişide ikincillik psikolojisine ya da öz güven eksikliğine neden olabilir. belkide bundandır bu kabuğunuzu beğenmezliğiniz. Bilmiyorum hangi dönemde nasıl bir trvama yaşadınız. Bu durumdan sıyrılmak için baskıları kaldırmak ya da sınırları geniş almak değil, sınırları iyi tanımlamak gerekir. Böylelikle bu baskı psikolojisindeki kişiler travmadan kurtulur ve kendini tanımlar. Bilim bunları söylüyor ve ekliyor ;

Bir  çocuğa sınırsız bir yaşam sunarsanız o çocuk haya duygusunu yönlendiremez. Yani nerede utanacak nerede utanmayacak bilemez ve zamanla bu duyguyu yitirir. Diğer bir açıdan bakıldığında bireyde zamanla her şeyi kendi hakkı ve özgürlüğü olarak görme bilinci başlar.

Bu durumların toplumsal bir yapı olan  kitlelerin psikolojilerine de böyle sirayet ettiğini görürüz. Kendi özgürlüklerinden başka özgürlük tanımayan , bazı değerleri bir meta olarak gören , sınırsız özgürlükçü kitleler her şeyleri hakları olarak gördükleri için bu haklara ulaşamadıkların da tepkiler verirler. Ve bu haksızlığa uğrama psikolojisi fertlerden oluşan kitlelere saldırganlık eğilimi verir. Eğer ki haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız ve sonuç istediğiniz gibi değilse size haksızlık yapan tarafa yüklenmekten başka çareniz yokmuş gibi davranırsınız. Halbu ki bu çatışma esnasında size bunu yapanlarla beraber yaptıranları da görmek ve yargılamak çözümün hem empatik hem de objektif yanıdır. Olması gereken bu değil midir?

Şöyle ki; düşünce özgürlüğü adı altında düşündüğü için yargılananları savunurken ne düşündüğünü de sorgulamak gerekir. Çünkü düşündüğü şey toplum bilincinden uzak ,zarar verici yada değerlerinize aykırı olabilir. Toplum bir vücuttur. Elinizi beğenmiyor olabilirsiniz ancak onu kullanmak zorundasınız. Kesip atamazsınız. Elin de tutmuyorum deme lüksü yoktur. Tabi fiziki bir sıkıntı yoksa. İşte burada elin “ ben beyin olmak istiyoruım “  demesi ne kadar doğru ve kabul edilebilirse demokratik düzende de kitlelerin sınırsız özgürlük istemeleri o kadar kabul edilebilir.

İşte bu bilinci, toplumun beyinleri yani idarecileri ve aydınları bu ölçüde yoğurmak  ve topluma sunmak zorundadır. Öyle lüks restoranlarda batıcı ve batıl, mayası bizden olmayan fikir hamurlarıyla yapılan ilim ekmeklerini gençliğe yedirerek karınlarını doyuramazsınız. Ve dahi doyuramadınız. Çünkü sınırsız açlık demokrasisi hissiyatıyla, demokrasi açlığını birbirine karıştırdınız. Gerçek tanımı artık sizde bilmiyor ve okuduğunuz kitaplara da inanamıyorsunuz.

Bir alimin dediği gibi “Bize taş atan bizdendir ama attıran bizden değildir”. Bu toplumu taşlayanlara, o taşı attırmamak adına mücadele edenlere selam olsun.

Veysel Taner Uçar