Erkan Demir: “Hayal etmeyi severseniz gerçekleştirmenin bağımlısı olursunuz.”

Yaşamımızın temel amacı olan “mutluluk” duygusu özellikle son zamanlarda birçoğumuzun  gündeminde. Yaşadığımız hayata bakarken, “Ben Kimim?” sorusu ile başladığımız ve ardından kendi kendimize yönelttiğimiz mutluluk nedir? Nasıl mutlu olurum? Sorularının cevaplarını kimilerimiz çeşitli kitaplar okuyarak, kimilerimiz yaşam koçları ile seanslar yaparak, etkinliklere katılarak ya da bir takım özlü sözlerin farkındalığını yaşayarak hayatlarımıza farklı perspektiflerden bakıp mutlu olmanın yollarına başvuruyoruz. “Mutluluk” duygusu bu kadar gündemimizde olunca bende uzun zamandır sosyal medya hesaplarından takip ettiğim, yazılarını okuyup kendimle eşleştirdiğim, pozitif enerjisi, samimiyeti ve hissettirdiği güven duygusu ile insanların gelişim ve değişim süreçlerine hızla uyum göstermelerini sağlayan, eğitim programları ile yurt dışı ve yurt içindeki üniversitelerimizde binlerce gencimize ulaşarak onlara yol gösteren, kamu kurum ve kuruluşlarında yüzlerce seminer veren, binlerce kişi ile bire bir eğitimler yaparak onlara yol gösteren, bildikleri duyguların farkındalığını hissettiren, mütevazi yapısı ile insan yaşamına dokunan, 2018, 2019 ve 2020’de BY Protokol Dergisi tarafından “Yılın En İyi Kişisel Gelişim ve Uzman Eğitmen” ödüllerini alan, Mutluluk Doktoru, “Dünyanın En Mutlu İnsanı” sloganı ile tanıdığımız Profesyonel Koç ve Hacettepe Üniversitesi Gençlik ve Spor Kulübü Türkiye Eğitim Direktörü ve Yönetim Kurul Üyesi Erkan Demir ile hayatına ve hayatındaki farkındalıklarına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Mutluluk doktoru, Dünyanın En Mutlu insanı Erkan Demir kimdir?

Erkan Demir bir memur çocuğu olarak hayatına başlayan, 7 yaşında kızamıktan dolayı iki kulağının zarını kaybeden, yüzde 60 üzeri işitme engeli olan bir vatandaş.

Erkan Demir; hayalleri olan, hayallerinden beslenen, hayallerinden vazgeçmeyen, o meşhur kamyon yazısı “zoru severim ama imkânsız biraz vaktimi alır” yazısını okuduktan sonra hayatını şekillendiren bir insan.  Hep bir engelle karşılaştığı için sıkıntılar yaşayan ama her krizi fırsata çeviren bir insan.

Karşılaştığınız engelleri fırsata nasıl çevirdiniz?

Bizler engelimizle, inançlarımızla ve buna benzer şeylerle hep engelledik. Ben kulağımdaki işitme kaybı yüzünden okulda çok horlandım ve engellendim. Öğretmenlerimi kötülemiyorum fakat öğretmenliği hak eden insanlarla tanışmadım ve o günden bugüne dedim ki, bu memleketin teröristini de, doktorlarını da bilim insanlarını da yetiştiren öğretmenlerdir. Eğer birileri bizi eğitemiyorsa ve kaynaklarımız darsa o zaman biz kendi kaynağımızla en iyisini nasıl yapabiliriz düsturuyla, felsefesiyle hayata baktım.

Sizce başarının formülü nedir?

İlkokul ikinci sınıfta İskenderun’dan Artvin’e geçtik. Orada ilkokul 4. Sınıfta katıldığım bir kompozisyon yarışmasında Türkiye üçüncüsü Artvin birincisi oldum. O zaman Türkiye üçüncüsü olmamın sırrı beyaz A4 kâğıdı değil sarı saman kâğıdı ile katılmış olmam ve dolma kalem yerine kurşun kalem kullanmış olmamdı. Elimdeki kaynaklar buydu. Eğer bu kaynaklar onların istediği gibi beyaz kâğıt ve dolma kalem olsaydı Türkiye birinciliğini almış olacaktım. Kompozisyonun adı “Hayalden Gerçeğe Yolculuk” 1984 yılı ve tam yirmi sekiz yıl sonra aynı isimde kitap. Eğer bir hayaliniz varsa şartlar ne olursa olsun bugün olmasa bile günü geldiği zaman o hayalinizi gerçekleştirebiliyorsunuz.

Sakıp Sabancı ve Kenan Evren başarının sırrı nedir diye sorduğunda, onlara dedim ki “düşün, hisset, uygula”. Kompozisyonumu yazmaya başlamadan önce gözlerimi kapattım ve düşünmeye, hissetmeye başladım. “Nereye varmak istiyorum? Nerede olmak istiyorum? Varmak istediğim yere vardığımda ne hissedeceğim?  O an gözümü kapattığımda sahnedeydim. İnsanlar beni alkışlıyordu. Diyeceksiniz ki alkışlanmak neden sizin için bu kadar önemli? Bir polis çocuğunun alkışlanmadığı malum biliyorsunuz. Reaktif yönetilen bir aileden bahsediyoruz. Bizler öğrencilik yıllarında hiç takdir edilmedik hep not üzerine çalıştık. Öğretmenlerimiz, ailemiz, çevremiz bizi hep nota endeksledi ve hayatımızda varsa yoksa hep başarılı not ya da para ile kıyaslandık. Ben başarıyı hayallere ve mutluluğa endekslemiş bir insan olarak zorlandım mı evet zorlandım ve dedim ki, tamam Erkan heyecan duyuyorsun sen doğru yoldasın oğlum devam et ve sağır kurbağayı oyna.

Nedir Sağır Kurbağa?

Kurbağalar bir bayrak direğinin tepesine çıkacaklar tam yarış başladığı anda tezahürat da başlıyor. Diyorlar ki; aptallar, geri zekâlılar, ahmaklar yapamazsın, denediler olmadı, yapamazsın çünkü buna uygun kaynakların yok dediler. Tek bir kurbağa direğe çıktı ve ona başarının sırrı nedir diye sordular. “Ha” dedi yani kurbağa sağırmış. Ben bu hikâyeyi öğrendikten sonra kulağımın sağırlığının aslında bir nimet olduğunun farkına vardım. Duymamam gerektiğini, başarıya gittiğim hayal yolculuğunda o hayalden gerçeğe yaptığım yolculukta vazgeçmemem gerektiğini anladım.

Ödül aldıktan sonra ne oldu?

Artvin’den İstanbul’a tahinimiz çıktı. Küçük denizden büyük denize çıktığımız hikâyede tabi ekonomik anlamda zorlanmaya başladık. Biz okuldan çıktığımız vakit simit, jeton, su, bilet satıyorduk. Tuğla ocağında çalıştım, fabrikalarda çalıştım, tuvalet temizledim marangozda çalıştım, çaycılık yaptım. Yağmur yağdı tatil oldu biz hep çalıştık tatil dinlemedik. Çocuklar uçurtma uçururken biz uçurtma sattık, çocuklar misket oynarken biz çocuk olduğumuz halde misket sattık.

Peki, Çocukken yaptıklarınız bugününüzü nasıl etkiledi?

Bu yorgunluk muydu evet. 35 yaşına kadar böyle devam etti. Bir anda çocukluk hayallerimden uzaklaşıp, çevrenin sana biçtiği rolü kabullenip, ebeveynlerinin, yetiştiricilerinin, toplumun, coğrafyanın istediği insan oldum. 35 yaşına geldiğimde Kırklareli’nde 7 tane minibüsü olan, iki tane evi olan, 10 yıllık evli olan 14 yaşında bir oğlu olan, günlük 25 milyar, 100 milyar çeklerle boğuşan bir tüccar olduğumun farkına vardım. Baktım ki ben istediğim yolda değilim. Param var, bir memur çocuğu olarak zenginim, babamın manevi desteği dışında maddi desteği olmadan, buralara gelmişim ama bu beni mutlu ediyor mu diye kendimi sorguladım.

Hayat yolculuğunuzda gerçek yüzünüzle tanıştığınız an yani kırılma noktanız ne zamandı?

35 yaşına geldiğimde mutsuz olduğumun farkına vardım. Birçok global şirkette muhtelif gıda üzerine satış şefliği, bölge müdürlüğü, distribütörlüğünde çalışmalarım oldu. Askeriyeler, resmi kurumlar, bağlantılar, ihaleler falan… Dışardan baktığınızda güzel gözüküyor fakat hayallerimden uzaklaştığımı fark ettim. Bir insanın hayallerini çalarsanız o insanın nefesini çalarsınız. Nefesimin tükendiğini fark ettiğim gün iflas etme kararı aldım. İflas etme kararı, boşanma kararı hepsini aynı gün aldım ve 15 gün içinde iki kalp krizi geçirdim. İkinci kalp krizim ambulans ile morg arası 15 dakika. Tam dolaba kapatacaklarken doktorun son darbesi Cenabı Allah’ın izniyle tekrar dünyaya geldim. Kitabımın 15 inci sayfasında öldüğüm gün doğduğum gün diye yazıyorum. Doğabilmek için ölmek, yeniden doğmak için yanmak gerekiyormuş. Bunu yaşadıktan sonra ağır bir depresyon, maddi sıkıntı ve imkânsızlıklar yaşadım. Bir konforunuz var, işte insanları mutsuz eden de o konfor. O konfor alanını kaybettiklerinde kendilerine yeni bir konfor alanı yaratamıyorlar. Yaratamadıkları için, üreten bir beyin yerine tüketici bir beyin olduğu için ağır depresyon geçiriyorlar, antidepresenlar kullanıyorlar ya da intiharlar, ölümler oluyor, yenik düşüyor ve yok oluyorlar. Yenilenmezseniz yeniliyorsunuz. Bazen vazgeçmek gerekiyor. Eğer oku ileriye doğru fırlatmak istiyorsanız geriye doğru germek gerekiyor ki daha ileri gidebilsin. Ben o gün vazgeçmeyi öğrendim.

Ve ben kimim? Dediniz…

Tam 35 yaşına geldiğinde kendi benliğini kaybetmiş kendi benliğimden uzak, başka benlerin maskesi ile gezen bir vatandaşken bütün maskeleri çıkardım ve aynada kendime baktığımda, Erkan Dünyanın en mutlu insanı sen olacaksın dedim. Ayna dedi ki, Yalan. Tıpkı masallarda olduğu gibi… Dedim ki olacaksın Erkan. Bakın o dönemde NLP, koçluk ve buna benzer kavramların hiç birisini bilmiyorum sadece yaradılıştan gelen inancım var. İnsanın inancını elinden almayacaksın tıpkı hayalleri gibi. Çünkü insanın elinden inançlarını aldığın zaman ölür. Ben inancımı tekrar sahiplendiğimde o beni, özümü tekrar eşelediğimde benden ne olur, ben kimim, ne yapmak istiyorum nereye varmak istiyorum, hayattaki var oluş nedenim ne? Benim hizmetim nedir? Örneğin şu an sizin de benim de bir hizmetim var. Sizde, bende hizmetimizi icra ediyoruz. Topluma bir mesaj veriyorum. Onların hayatına dokunuyoruz, insanların hayatına faydalı tohumlar ekmek için buradayız. 2020 itibari ile bir milyon insanın üzerinde seminer vermiş bunun doktorluğunu üstlenmiş, dünyanın en mutlu insanını tescilli olarak, sloganlı olarak insanların hayatına dokunmayı görev bildim.

Birbirini tamamlayan birçok farklı iş yapıyorsunuz. En çok hangi kimliğinizden besleniyorsunuz?

Dünyanın En Mutlu İnsanı kimliğimden. Tek. Bana nesin diye sorarlarsa Dünyanın en mutlu insanıyım. Bu bir unvan mı? Bu bir kariyer mi? ya da mertebe mi? Hayır. Bu benim kalkanım, benim ruhum. Bedenimin adı Erkan Demir. Ama ruhumun adı Dünyanın En Mutlu İnsanı.

Neden Dünyanın En Mutlu İnsanı?

Dünyanın en mutlu insanıyım dediğim zaman bana dediler ki dünyada 8,5 milyar insan içerisinde sen nasıl dünyanın en mutlu insanı olabilirsin? Ben size 8,5 milyar insanın içerisinde ki dünyanın en mutlu insanı demedim. Dünyamdan bahsediyorum, benim görebildiğim dünyadan bahsediyorum yani duyabildiğim, hissedebildiğim, yaşayabildiğim dünyanın en mutlu insanıyım. Ben insanların ne bildiğini hatırlatmakla görevliyim. Hizmetimin sırrını keşfettim. En mutlu insanını taşıyabilecek gücü kendimde gördüm çünkü mutsuzluğun ne olduğunu biliyorum.  Dünyanın en mutlu insanı demek üzülmeyen, ağlamayan demek değil. Bakın dünyadaki bir canlıda bulunan bütün özellikler bende de var. Nefrette, düşmanlıkta, üzüntüde, pişmanlıkta, mutsuzlukta, korku da, cesarette bende var. Yani üzüldünüz mü? Evet, üzüntüyü de yaşayacaksınız, oda bizim ihtiyacımız olan bir duygu. Mutluluk bu duyguları yönetebilen bir lokomotiftir. Ayağa kaldıran, düştüğünüz zaman tekrar ayağa kaldıran bir kaldıraçtır. İnsanların inancı varsa, hayalleri varsa ayağa kalkıyor. Mutluluk öğrenilmez. Öğrenilir diyorlar fakat öğrenilmez. Mutluluk zaten var. İçerlerde bir yerde sakladığın bir farkındalık. Şükretmek bir sebeptir, mutluluktur. Onu açığa çıkarmaktır. Benden kimse mutluluğu satın almasın çünkü mutluluk satılmaz. Benden aldığının son bir tüketim tarihi vardır ama sende olanın sonsuz kaynağı var. İçten gelen, kendi ürettiğin bir mekanizmadan bahsediyoruz. Mutluluk insanın mayasında, hamurunda var. Belki bizim eğitim sistemimizden kaynaklı belki yetiştirilme biçimimizden, kültürleme modelimizden belki de öğretiler bizi buraya getirdi. Mutsuz etmeye başladı.

Korkudan dolayı mı insanlar vazgeçemiyor?

Tabi ki. Korku da cesarette bir konfordur. Biz cesaret derken cesur insanlar hiçbir şeyden korkmayan insanlar değildir demiyoruz. Bu tanımı düzeltmek gerekiyor. Cesur insanlar korkularını bilen, korkuları ile mücadele etmesini tercih eden insanlardır. Korkularına rağmen mücadele eden insanlardır. İşte biz buna cesur insanlar diyoruz. Ben hiçbir şeyden korkmuyorum diyen insan dünyanın en korkak insanıdır. O duygusunu kapatıyor, gizliyor. Biz konfor alanımızdan vazgeçemiyoruz. Misafiri olduğumuz bir evrende mal sahibi olmaya çalışıyoruz. Dijitalleşmeyi, modernleşmeyi, ilimi, bilimi doğru yorumlayabilsek, maddenin, nefsin, hırsın peşinde koşmadan maneviyatı da birlikte taşıyabilsek gerçekte kim olduğumuzun farkına varabilsek, şükretmeyi öğrenebilsek... Mutluluk eşittir şükretmek, mutluluk eşittir farkında olmaktır. Farkında olmadıklarımız, kaçırdıklarımız bizi mutsuz ediyor. Önünüze bir engel geldiğinde, kapı kapandığında buna benzer bir şey olduğunda bilin ki daha iyisi geliyor. Bir kapı kapansa daha büyük bir kapı açılacaktır.

Hayalden Gerçeğe Yolculuk kitabınızda okurlarınıza özellikle vurgulamak istediğiniz, onların hayatlarına katmak istediğiniz duygu, düşünce ve farkındalık nedir?

Kitabımın arka sayfasında “Hayal etmeyi severseniz gerçekleştirmenin bağımlısı olursunuz.” Ön sayfasında da, “Hayalden gerçeğe yolculuğun ardında yarım kalan hayaller.” Bir zaman tünelinin içerisinde zamandan daha hızlı koşmaya çalışan ya da zamandan daha yavaş koşan canlılarız. Yani siz ne kadar koşarsanız koşun, siz ne kadar tembellik yaparsanız yapın zaman değişmiyor. 86 bin 400 saniye günde işliyor. Yarım kalan hayaller nedir? Nefsimizin peşinden, bir diplomanın peşinden bir kariyerin peşinden, bir paranın peşinden koşarken biz gerçekte olmak istediğimiz rolümüzden uzaklaşıp birçok şeyi sanki hiç ölmeyecek gibi yaşadığımız için sağlığımızın tükendiği yaşa geldiğimizde birçok hayalimiz yarım kalıyor. Zamanı değerli kullanmalıyız.  Öleceğimizi bilip ölümlü bir canlı olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. Kitapta İnsanların beyin gücünü kullanarak, düşünce gücünü kullanarak, hayal gücünü kullanarak neleri yapabileceklerini gösteren yalın dille anlatılmış, uzmanlara göre değil de okuyucuya göre yazılmış NLP ve koçluk modelinin serpiştirildiği düşünerek, hissederek, uygulamada neler yapılabildiği, düşünce gücü, hayal gücünü beyin gücünü, kullanabileceklerini hatırlatan bir kitap öğreten bir kitap değil.

Belli bir yaşa kadar babanızın mesleğinden dolayı birçok yerde bulundunuz. Farklı kültürler, insanlar tanıdınız. Bu farklılıklar hayatınıza nasıl bir değer kattı, bugün ki Erkan Demir’i nasıl etkiledi?

Para ile yaşayamayacağım hayatı yaşadım. Kaplumbağa misali sırtımızda bir ev var geziyoruz. Bir yere ait değiliz aslında bir yere ait olmadığımızın farkına varıyorsunuz. Babamızın mesleği bizim kaderimiz olmuş. O zamanlar belki keşkekler, üzüntüler, isyanlar olmuştur ama şu anki aklımla baktığım zaman iyi ki de olmuş. Biz o topraklarda en kötü şartlarda bir yıl ile 3 yıl arasında kalmışız. O toprağın kokusunu, suyunu havasını yani kültürünü almışız. O yüzden Karadeniz bölgesinde ben lazım diyebiliyorum, Doğu Anadolu bölgesinde ya da Güney doğu Anadolu bölgesinde Türk’üm ya da Kürt’üm diyebiliyorum. Doğu Akdeniz bölgesinde Arap’ım Ege’de bir efeyim diyebiliyorum. İç Anadolu bölgesinde o kurak toprakların, makilerin yetiştiği çorak topraklardaki üretimi gördüğümde Ankaralıyım diyebiliyorum, 13 yıl yaşadığım Trakya’ya gittiğimde bir çingene, bir pomat, bir muhacir olabiliyorum, İstanbul’a gittiğim zaman bir İstanbul beyefendisi olabiliyorum mesela. Bu kültürler kitapta yazmıyor. Yaşayarak öğrenmek bedeli en ağır öğrenme şekli bile olsa bu bedeli ben ödeyip üstüne bahşiş bıraktım diyebiliyorum. O kıt kaynakları doğru kullanmayı öğrendik. Çok gezen mi bilir çok okuyan mı bilir diyorum. Çok gezen de çok okuyan da bilir. Herkes dünyaya zeki olarak geliyor ama akıllı ölmüyor. Zekâyı akla çevirebilirsek, aklımızı kullandığımız ölçüde mutlu kullanamadığımız ölçüde biz mutsuz oluyoruz.

 

Kitabınızı hayatınızın maddi ve manevi zorluklarını yaşarken, çaresizlik içindeyken yazdınız. Peki,  bu kadar olumsuzluk yaşarken olumlu şeyleri nasıl yazdınız?

Yaradılış diliyorum. Ben biyometri uzmanıyım. İnsanların yüzüne baktığım zaman en ufak bir mikro beden dilini yakaladığımda zihninde neler geçtiğini görebilen bir insanım. Bu vardı ama biz bunu eğitimlerle bilimsel olarak verilerle eğitim alarak bu uzmanlığı depoladık. Şimdi bu kadar olumsuzluk derken her şey 35 yaşından sonra daha çok ortaya çıktı. Farkındalık, o dibe vuruş, o kriz anından bahsediyorum. Daha önce hangi yokluğu yaşayıp ondan sonra ne yaşamışıma baktım. İstatistik yaptım. O hep yokluk diye gördüğüm aslında beni başka bir yere getirdi. Babamın tahini yada simit satmam başka bir noktaya getirdi.

Koçluk nedir ve hayatımızda nasıl bir yeri olabilir?

Koçluk, son 50 yıldır dünyada olan, Amerika’da ki arzu çağından sonra ortaya çıkan bir meslektir. 2013 yılında da Türkiye’de meslek olarak kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır. Yaşam koçluğu bir meslektir.

Yaşam koçu insanların hayatına psikolojik oksijen veren bir profesyoneldir. Neyin nasıl yapılacağını öğreten bir insan değildir. Yaşam koçu eğitmen, mentor yada danışman değildir. Yaşam koçu sizin var olan kaynaklarınızı en iyi şekilde sizin gerçek potansiyelinizi keşfetmenizde size eşlik eden bir profesyoneldir.  Yapma, etmeler değil, neden niçin değil pozitif psikolojiden, mutluluk biliminden beslenen nasıl sorusunu sorandır. Sen bu arabayı çarptın, sen bu tecrübeyi yaşadın, sen bu başarısızlığı aslında başarısızlık diye bir şey yoktur. Yeni bir şeyler öğrendim demektir başarısızlık. Bakın işte yine pozitif diyeceksiniz. Yani her sonuçtan negatiften beslenme, hep pro aktiftir, proaktif insanlardır.

Profesyonel koçluk almaya ihtiyacımız olduğunu nasıl anlarız? Bize ne sağlar?

İki türlü ihtiyaç duyulabilir. Ya hiçbir şey yolunda gitmiyordur bu ilişki bazında olabilir, ticari veya siyasi bir model olabilir, bu bir kariyer olabilir, bu bir CEO Koçluğu olabilir ama bir şeyler yolunda gitmediği zaman başka bir paradigma açısıyla başka bir açıdan görmek istediğinde nasıl sorusunda tıkandığında, çözüm bulmadığında bir koça ihtiyaç duyabilirsin. İkinci ihtiyaç durumu da eğer gelişimine katkıda bulunmak istiyorsan, daha iyi ve başarılı olmak istiyorsan, hedeflerine daha profesyonel farklı bakış açısıyla gitmeni sağlayabilecek insan arıyorsan bir koç ile çalışabilirsin.

Ben sizden profesyonel koçluk desteği almak istersem nasıl bir süreçten geçiyoruz?

Önce akıl sağlığın yerinde mi ona bakarım. Bir koç psikiyatrist ya da psikolog değildir. Fakat biz bütün bilimlerden besleniyoruz. Bir sosyolojiden bir psikolojiden buna benzer birçok alandan besleniyoruz ama onların uzmanı değiliz. Bunu özellikle söylüyorum. Daha önce bir gazetede merdiven altı koçluk diye bir röportajım olmuştu. Ortalık yıkılmıştı o röportajdan sonra. Yaşam koçu falcı değildir, medyum değildir, yaşam koçu mavi boncuk veya nazar boncuğu satan biri de değildir. Ben profesyonel koçluk yapıyorum koçluğun eğitici eğitmenliğini yapıyorum daha çok koç yetiştiriyorum seans yapmıyorum Koç öğrencinin, kadının, erkeğin yada bir patronun, bir yöneticinin, bir liderin, bir adayın gerçek potansiyelini daha iyi kullanmasını sağlayan ve var olan potansiyeli daha da zorlayan, daha iyisini ortaya çıkartan bir profesyoneldir.

Kişisel bire bir eğitiminiz ne kadar zaman alıyor?

Bir yıllık bir sözleşme yapılır. Sözleşmeden kastımız sizin istekleriniz, varmak istediğiniz, bulunduğunuz nokta, bulunduğunuz noktadan varmak istediğiniz noktaya profesyonel yol arkadaşlığı yapacağımız için neler isteniyor onların hepsi detaylı bir şekilde yazılır. En sağlıklısı 1 yıllık bir süredir. Çünkü Seanstan bahsetmiyoruz bu bir seanslık değildir bir yol arkadaşlığından bahsediyoruz. Ben daha çok insanın kendi hayatının koçu olmasını sağlayacak modellerle insanlara koçluk yapıyorum.

Hangi eğitimleri veriyorsunuz?

İnsanın gelişimi ve kurumların gelişimi ile alakalı eğitimler veriyoruz mesela profesyonel yönetim becerileri, profesyonel iletişim becerileri koçluk alanında da ayrı NLP onunla birlikte beslenen başka bir alan onun dışında kurumlara koçluk yaptığımız zaman ne yapıyoruz? CEO’sundan en tepe kademesinden en alt kademesine kadar genelde iletişim, yönetim ve davranış becerileri üzerine olan bütün eğitimleri veriyoruz.

İnsan kendini nasıl tanır? Kendi farkındalığının nasıl farkına varır?

Maddi dünyanın, ölümsüzlüğün peşinden koşmadığı zaman kendini tanır. Bir çocuğu büyütürken bugüne kadar yaşamadığımız ne varsa ona yaşatmaya çalışırız. Kendi doğasında yürümesine izin vermiyoruz çocuklarımızın. Ebeveynlik ve eğitmenlik bizi biz yapan, bu hayata getiren hep bunlardı. Bir insan kendisini nasıl tanır? Bir insan mutsuz olduğunda ya da kriz anı dediğimiz dibe vuruş anı orada farkındalığı ya yaşar ya da depresyona doğru gider. Depresyona doğru gittiğinde akıl sağlığı yerinde ise bizim gibi uzmanlarla bunu çözebilirler ama akıl sağlığını kaybettiyse psikiyatrist ya da psikolog ya da pedegog kanalı ile bu hizmeti alabiliyor. Kendini bulmak ne? Sorular var, güçlü sorular var. Zaten koçluk güçlü soru sorma sanatıdır. Farkındalığı ortaya çıkartan sorulardır. Mesela nereye varmak istiyorsun? Bir öğrenciye ya da bir çocuğa alışkanlık soruları sorarız neden çoraplarını yıkamadın ya da neden dişlerini fırçalamadın, neden kitap okumuyorsun değil de ayaklarının dili olsaydı ya da çoraplarının dili olsaydı senin hakkında ne söylerdi? Dişinin dili olsaydı konuşabiliyor olsaydı senin hakkında ne söylerdi? Seni bana nasıl anlatırdı acaba? Ya da okuma alışkanlığı o kahramanın yerinde olsaydın karadan gemileri yürütür müydün? Mecburen kitap okumak zorunda kalır. Fikir beyan edebilmesi için bilgi almak zorunda. Koçluk “AHA” dediğimiz andır. Karşı tarafın farkındalığı “AHA”yı söylettirebildiğimiz anda karşı taraf farkında olmaya başlıyor. Mesela öğrencilere haftanın 5 günü tatil 2 günü okul olsaydı ne olurdu? Güçlü ve çapraz sorular.

Düşündüren Sorular mı diyelim?

Düşünmeyi öğreten sorular diyelim. Çünkü insan düşünebilen bir canlıdır ama düşünmeyi unutmuştur.

Gülümsemek neden önemlidir?

Gülümsemek bulaşıcıdır, gülümsemek bumerangtır. Çocukken insanlar kız arkadaşına şiir yazardı baş harflerine. Mesela bizde GÜLÜMSEME diye bir şiir yazalım. Gülümseme; G – Güven yani özgüven. Gülümseyen insanlar güven verir ve özgüveni yüksek olan insanlardır. Gülümseyen insanların Ü’süne bakalım, Üslubu düzgün insanlardır iletişim ustasıdır. L‘si Lütfen kelimesini kullanır rica emir kipi kullanmaz. M’si memnun olan insanlardır memnuniyeti yüksek olduğu için öz memnuniyet karşı tarafı da memnun eden insanlardır. S’si Saygı; özsaygısı ve öz sevgisi olan insanlardır. E’si empati. Empati yeteneğini geliştirmiş olan insanlardır.

Peki, Empati nedir?

Sempati ile karıştırılıyor. Duyguyu anlayan, onaylayan ama duyguyu hisseden insan değildir empati yani damdan düşenin halinden damdan düşen anlar diyoruz, karşı tarafın gözü ile dünyaya bakmak diyoruz. Ben karşı tarafın gözüyle bakamam. Mesela doktor hikâyesi. Doğum yapan bir kadın doğum uzmanı olan bir erkek tam çocuk doğacak kadın çırpınıyor o ağrıyı anlatamazsın onu yalnız bir kadın anlatabilir. Diyor ki, ben seni çok iyi anlıyorum diyor kadına ve kadın cazgırlık yapıyor ve diyor ki, sen beni ne anlarsın ki hayatında hiç doğurdun mu? Nasıl anlayacaksın diyor. Evet, hanımefendi haklısınız hayatım boyunca hiç doğurmadım ama senin gibi binlercesini doğurttum. Empati budur. Dünyanın nasıl olmasını istiyorsanız önce kendinizden başlayacaksınız. Dünyayı değiştirmeyeceksiniz önce siz değişeceksiniz. Siz değişince dünyanız değişmeye başlıyor. Pozitif etki alanı olan insanların çemberi genişler. Negatif odaklı insanların çemberi daralır.

Motivasyon nedir? İnsan kendi kendini nasıl motive eder?

Motivasyon insanı güdüleyen, düştüğü zaman ayağa kaldırandır. Bir sınava girdiğinde o kaygıyı heyecana dönüştüren, bir stress ile karşılaştığında bunu duyguya dönüştürebilen bir yakıttır motivasyon ama dışardan aldığımız bir yakıtla kendi ürettiğimiz yakıt hani yerli malı milli diyoruz ya. Benim malım milli malım, kendi üretimimse bu kaynağı ben besleyip yani içsel motivasyonumu self motivasyonumu güçlendirdiğimde kimseye bağımlı kalmadan yaşayabilirim ama dışsal motivasyon aldığımda, ben dışsal motivasyonu helyum gazına benzetiyorum. Uçan balonu şişirir üç gün havada kalır ama yavaş yavaş sönüp dibe vurmaya başlar ve sonunda patlar. Peki motivasyon nasıl beslenir? Siz günlük yemek içmek ya da maddi kaygılarınızın peşinde koşarken bunları giderirken beynimizin ihtiyacı olan gıda tarzı beslenme şeklimiz vardır. Yani beynimin bugün neye ihtiyacı var. Ben beynimi okuyarak besliyorum. Ne okuyorum? Beynimin ihtiyacı olanı okuyorum. Önemli olan bilgi, doğa, müzik, resim, doğa, ıslanman gerekirse ıslanacaksın, üşümen gerekirse üşüyeceksin, toprağa çıplak ayakla basacaksın ki topraklama yapacaksın arınacaksın, ağlayacaksın, ağlamayı bileceksin. Bunların hepsini aslında beslemek olarak görüyorum. Birde başıma neyin gelmesini istemediğim değil başıma neyin gelmesini istediğim şeyleri düşünüyorum. Çünkü beyin öyle programlarla çalışıyor. Doğru, yanlış, artı, eksi, olumlu, olumsuzu ayırmıyor. Direk emrine amade olarak çalışıyor. O yüzden dilimizi doğru kullanmamız gerekiyor. Biz buna NLP diyoruz. Yani Sinir bilimi diğer adıyla dil bilimi.

Günümüzde ki gençler mutsuzken ve geleceklerinden şüpheli iken onları nasıl motive ediyorsunuz onları hayata nasıl hazırlıyorsunuz?

Gençler neden mutsuz öncelikle ona bakalım. Ebeveynleri tarafından mutsuz ediliyor.

Yönlendirildikleri için mi?

Evet. Bakın farkında olmadan mutsuz ediliyor. Ben çektim sen çekme. Ben görmedim sen gör. Ben yaşamadım sen yaşa. Yani bir kaynak, buradan maaş alabilmek için çalışmam gerekiyor dimi? Oturmam oturarak üreten tek canlı tavuktur. Ama biz onları tavuk yaptık. Oturarak üreten insanlar pozisyonuna çevirdik. Yani kaynakları bol verdik. Kaynağı bol verdiğin için, hazırı tükettirdiğin için, üretimden kestiğin için, usta çırak ilişkisini yaşatmadığın için, bir yerde üç kuruşta olsa çalıştırmadığın için, o yokluğu yokluk derken mesela parasız kalmaktan, aç kalmaktan bahsetmiyoruz o kaynağın nasıl, o maaşın nasıl kazanıldığını karşı tarafa öğretmedik. Balık tutmayı değil, balık yemeği öğrettik bu yüzden gençler mutsuz. Ve daha fazlasını istiyor. Kendini geliştirebilirsin kendine yatırım yapabilirsin. Gençlerin gelecekte kaygılarının yok olabilmesi için bir hayali olmayabilir fakat bir diploman olsun. Diploma şart ama buradaki gençlere diyorum ki, üniversite döneminde senden bir söz istiyorum. Kendi gelişimine katkıda bulunacak eğitimler, programlar, kitaplar, bilgiler topla. Çünkü insan yenilenmezse yenilir.

Gençlere profesyonel koçluk yapmak ile erişkin bir insana koçluk yapmak arasında fark nedir?

Var. Biz profesyonellerin bir yaş limiti vardır. Hedef kitlesi vardır. Benim hedef kitlem 18 – 35 yaş. 18- 35 yaş genç ve erişkin grubunun arada sıkıştığı dönem. Neden bu grubu seçtim derseniz Türkiye coğrafyasında 18’lik bir delikanlı ya da kız çocuğu artık kanunen kendi haklarını arayabilecek, oy kullanabilecek, erişkin dediğimiz bir statüye geçiyor ehliyetini alıyor aslında. İlk ehliyetini ilk diplomasını 18 yaşında alıyor özgürlüğünü alıyor diye tanımlayabiliriz ama 18 yaşına kadar okumuş bir çocuk, hayatta hiçbir yerde çalışmamış bir çocuk hayali olmayan bir çocuk 18 yaşına geldiğinde ne yapıyor üniversite sınavlarının peşinden koşuyor. Her şey üniversite ile olmuyor girişimcilik aslında. Girişimcilik ruhu olan insanlar diploma alır ama diplomaya takılmaz ama girişimcilik ruhu olmayan insanlar sadece diploma üzerinden endeksli yaşarlar hayatı. O yüzden İŞKUR’un önünde iş ararlar. İş aramayanlar girişimci ruhu olan insanlardır. Fakat 18-35 yaşı Türkiye’de bir üniversite, iki askerlik, üç evlenme, dört iş arama ya da yine de evlenme. Hayatın anlamını kaçıran ve arayan, iş arayan, karakteri var ama kişiliğinin peşinde koşan, kişiliği tam oturmayan bir kesimdir. Fark var mı var gencin ihtiyacı ile yetişkinin ihtiyaçları arasında farklar var. Şimdi siz yetişkinsiniz burada ki çocuğum benim genç. Genç gelecekte ne olacağının peşinde koşuyor yetişkin, erişkin dediğimiz insan da şu andaki durumu nasıl yönetirimin peşinde koşuyor.

Bugüne kadar milyonlarca insana ulaştınız, onlarda farkındalık yarattınız. Bu eğitimler ve seminerler sonucunda geri dönüşümler nasıl oldu?

İnsanların hayatına tohumlar ektiğimin farkındayım. Geri dönüşler çok güzel. Kurumsal olsun bireysel olsun geri dönüşler çok güzel. Farkında olmadan uzmanlık alanımızın dışına çıktığımız zamanlar da olmuştur.